Kıssadan Hisseler, Neler Neler!
Bu yazımda, ‘kıssadan hisseler’ diye adlandırdığım, güncel gelişmelerle ilgili, bazı açıklamaları ve yorumları sizlerle paylaşmak istedim. İşte, her biri benim için çok değerli bu açıklamalar ve yorumlar.
Kırım'dan Gelen Işıklar
Yusuf Akçura Kazan'dan geldi, Zeki Velidi Togan Başkurdistan'dan, Sadri Maksudi Arsal Ufa' dan... Halil İnalcık ve İlber Ortaylı Kırım göçmeni iki ailenin Anadolu Türklüğüne armağanları. Bu düşünce adamlarının ya da ailelerinin yolu bir biçimde Kırım'a düşmüş, Türklük bilinçleri orada yoğrulmuş, orada pekişmiş.
Lenin iyi ki 17 Ekim Devrimini yapmış. Yapmasaydı Kırım'dan ve Türkistan coğrafyasından omurgalı Türkler gelmezdi Anadolu'ya.
Halil İnalcık o günleri şöyle yazıyor:
“Her konuşmasında gırtlağı parçalanırcasına ‘Büyük Türk milleti’ diyen bir adamı herkesin sevmesini beklemeyin. Bu topraklar buna alışık değildi. Türküm demeyi unutmuş yığınlara Atatürk'ün, Türklüğünü hatırlatması ne büyük cesaretti."
Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşım anlattı:
"1970 yılında ortaokul öğrencisiydim. 'Ben Türküm' dediğimde babam eline meşe değneğini alır beni kovlardı. 'Biz Müslümanız, Türklük de neymiş?' diye bağırırdı arkamdan.
Eğer bugün "Ne Mutlu Türküm" diyen kuşaklar varsa, hepimizin fikir kursağında Yusuf Akçura, Sadri Maksudi, Halil İnalcık ve İlber Ortaylı gibi Kırım Türklerinin emeği vardır.
İlber Ortaylı göçünü toplayıp sonsuzluk alemine uçtu. Türklere Türklüğünü öğreten, tarihini sevdiren ey koca Çınar, durağın Ötüken, yurdun Bilge Kağan'ın obası olsun!..
(Alıntıdır)
14 Mart Hekimliğin Tarihsel Hafızası
14 Mart Tıp Bayramı, yalnızca bir meslek günü değildir. Türk tıp tarihinin derinliklerine bakıldığında bu tarihin, bilimsel sorumluluk ile tarihsel hafızanın birleştiği özel bir anlam alanı oluşturduğu görülür.
14 Mart; modern tıp eğitiminin başlangıcını, işgal yıllarında tıbbiyeli gençlerin direnişini ve Millî Mücadele’ye katılan bir kuşağın bağımsızlık iradesini simgeleyen çok katmanlı bir tarihsel semboldür.
Bu çalışma, şehit tıbbiyeliler, 1919 Tıbbiye direnişi ve Sivas Kongresi’nde tıbbiyeli gençliğin ortaya koyduğu bağımsızlık kararlılığı üzerinden 14 Mart’ın tarihsel anlamını ele almaktadır. Bu bağlamda Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü, yalnızca sağlık hizmetine duyulan güven değil; aynı zamanda bilim, sorumluluk ve vatan bilinci taşıyan bir meslek kültürüne duyulan güvenin ifadesi olarak değerlendirilmektedir. (Dr. Bestami Gündüz –Aile Hekimi)
Bir Mühendisin Balistik Füze Uyarısı
Balistik füzeler fırlatıldıktan sonra atmosferin dışına, yani uzay diye niteleyeceğimiz bölgeye çıkar. 3-5 dakikalık ilk fazında roket motorları ile hızlanır. Bu aşamada rotası sürekli düzeltilir. Yönlendirme yapılır. Uzayda uçuş yaklaşık 20-25 dakika sürer. (Gideceği yere ve menziline bağlı) burada füze motoru kapanır.
Balistik yörüngeye girer. Kendi yörüngesinde ilerler ve aktif yönlendirme yoktur. Yörünge daha önce yapılmış, hesaplanmıştır.
Sonra atmosfere tekrar giriş süreci olur. Savaş başlığı kısmı atmosfere belli bir açıda girer. (Atmosferde meteorlar gibi yanmaması gerekiyor. Yüzey ısısı 5000 dereceleri geçer) Bu aşamada manevra roketleri ve çeşitli navigasyon teknikleri ile merkezden ya da otonom hedef düzeltmeleri olabilir.
Balistik füze, savaş uçakları ya da dronlar gibi hedefi radarla aramaz, hedefi kilitlemez. Çünkü hedef önceden programlanmıştır.
Fırlatılmadan önce bilgisayara girilen bilgiler: hedef koordinatı, dünya dönüşü, coriolis etkisi, atmosfer modeli, balistik hesaplar ile rota hesaplanır.
Bunlar çok komplike hesaplardır. Bunlarla rota hesaplanır. Uzay aşamasında yön değiştirmez.
Dünya yuvarlak olduğu için 700-800 km uzakta Akdeniz’de bir hedefe atılacak balistik roket hedefine bağlı olarak Türkiye uzayının üzerinden geçebilir.
Bunun anlamı Türkiye’ye atılmış demek değildir. Üstelik uzayda uluslararası hukuk kapsamında hava sahası tanımı da yoktur.
Bunları niçin yazdım.
İran’ın Türkiye üzerinden geçip Akdeniz’de bir hedefe yönelmiş bir roketini Türkiye’ye fırlattı diye yanlış yorumlayıp ya da dolduruşa gelip de savaşa müdahil olmak gibi bir hataya ve maceraya girmeyelim.
Türkiye’yi Savaşa Çekecek Senaryo
“Ortada çok önemli bir senaryo var. Bu senaryo, Türkiye’nin savaşa katılması tehlikesidir.
Füzeler İran’dan atılmış gibi gösterip işin içine NATO’yu sokarsanız buna kim müdahale edecek? Türkiye NATO’nun ikinci büyük gücü.
Müdahale için Slovenya mı gelecek buraya? Türk ordusuna NATO şapkası taktırıp savaşa sokacaklar.
Hatırlayın, Donald Trump Türkiye’yi överken şöyle demişti:
‘Türkiye’nin güçlü ve yıpranmamış bir ordusu var.’
Durduk yere kimse ‘Türkiye’nin güçlü ve yıpranmamış bir ordusu var’ demez. Bu bir niyet belirtisidir.
Güçlü ve yıpranmamış bir ordu…
Yani kullanılmaya hazır.
Başka bir ifadeyle:
‘Onu kullanacağım’ demek istiyorlar.”
Notlar/Diğer
Ankara, 16 Mart 2026
-
"Ey Trump, BM’yi Tanımamayı Bırak"!
ABD Başkanı · 16 Mart 2026