Ana içeriğe geç
Soyadı kanunu

Okkalı Yalan!

6 Şubat 2026  |  Metin Atamer  | 

Her konuda her insanın bir fikri ve bilgisi olduğuna inanırım. Matematik bilenlerin çok daha fazla bilgiye sahip olduğunu söyler bilim adamları. Bu nedenle matematik bilen bu insanlara doğruyu çarpıtarak söylerseniz, kişi belki saygısından dolayı sizin yalan söylediğinizi yüzünüze vurmaz. Ama içinden, yalan söyleyen bu kişinin ne kadar yalancı olduğunu belleğine kaydeder. Bir başka yerde ise konuyu dile getirip yalanı haykırır. Hani insanlar karşısındakini aptal yerine koyup, aklı ile alay ederler ya, işte böyle insanlardan nefret ederim.

Anadolu’da bazı meslekler vardır, bu meslekleri yapan insanlar meslekleri ile anılırdı. Cumhuriyet döneminin başlarında da bu lakaplar devam etmişti. Ta-ki 24 Haziran 1934 yılında 525 sayılı yasa çıkıncaya kadar. Her Vatandaşın kendi öz adından başka mensup olduğu aileye ait bir Soy adı taşıması kabul edilmiş. Bu kanundan sonra da 24 Kasım 1934 de çıkarılan bir kanunla Gazi Mustafa Kemal Paşa’mıza ‘Atatürk’ soy adı verilmiş.

Kanun çıkmadan evvel insanlar yaptıkları işe bağlı olarak anılırmış. Birkaç misal vermek gerekirse, Nalbant Hüseyin, Kasap Nihat veya Çilingir Hasan gibi lakaplarla anılırmış insanlar. Soy adı kanunu ile bu meslekler soy adı konusunda bir girizgâh teşkil etmiş. Bir örnek ‘Kasapoğlu’ veya ‘Nalbantoğlu’ hatta ‘Çilingiroğlu’ gibi soy adlara dönüşmüş.

Her mesleğe sahip olanların soyadı seçiminde mutlaka ‘oğlu ‘ile biten bir soy adı aldılar demek istemiyorum. Ama genelinde aile soyuna yönelik bir meslek sahibinin ‘oğlu’ olarak anılmış.

Bir konu çok ilginçtir, hiçbir soy adı ‘kızı’ olarak kayda geçmemiş. Hatta kanunda yabancı lisan içeren isimlerin de kullanılması yasaklanmış.

Ancak bazı ‘oğlu’ ile biten soy adlarının kökleri fazla bir anlam içermemekte olduğunu bilmekteyiz. Anlamsız soyadlarından bazıları ‘Kaltakçı, Kelek, Ensonra, Yamuk, Başdeli ve Azgın’ gibi soyadları kullanılmakta. En ilginç soy adı kanımca bir Diyarbakırlı’ nın olsa gerek Mehmet Neytullah Uçarturnagurbetgezer.

Birde Akbaş diye soy ad kullanılmakta. Genelde köylerde ‘Akbaş’ ve ‘Karabaş‘ köpeklere verilen isim olduğunu biliriz. Ancak bu isimlere de oğlu eki konulduğunda, soyadı olarak ta kullanıldığı bir gerçektir. Karabaşoğlu veya Akbaşoğlu kullanılan soy adlar olarak hatırlarım.

Köy yerinde genelde av mevsimlerinde orta yaşlı insanlar tüfeklerini alıp, dağlara doğru giderler. Hem egzersiz adına hem de avlanma adına yapılır bu yürüyüşler. Avcılar kimi zaman ya bir kahvede toplanılır ya da birinin atölyesinde, av hikayeleri anlatırlar ortadan. Kahvehanenin veya atölyenin bir köşesinde ise bir çan durur, yanında da tokmağı bulunur. Av hikayeleri çok fazla abartılı bir şekilde anlatılıp, bol yalan palavra içerirse, toplanan halkın içinden biri gidip tokmağı alıp çanı çalar. Bütün orada bulunan halk başlar gülmeye. Çanın adı da Palavra Çanı olarak anılır.

Sizde benim gibi kimi zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantılarını izliyorsunuzdur. Kimi konuşmaları dinlerken kendimi, Köy Kahvesindeki av hikayelerini dinliyor gibi hissediyorum. YEİS ile düşünceye dalmaktayım. Hani mümkün olsa da Meclisin Genel Kurulunun bir köşesine bir çan konulsa, halk da gelip o konuşmaları dinledikten sonra çanı uzun uzun çalsa diye düşünmekteyim.

Adam kürsüsünden, hiç sıkılmadan ve de utanmadan ‘Bulduğumuz doğal gaz ve Gabar’ da çıkardığımız petrolden, fona kaynak aktarılıyor. Bu fondan emeklilere aktaracağımız değerin kaynağını da gösteriyoruz. ‘Dikkat eder misiniz? Adam fona para aktaracağız ve buradan emeklilere para vereceğiz demekte.

Adama demezler mi ‘İşçi emeklisi yıllarca emeklilik primini zaten Devlete ödemiş. Peki devlet bu parayı ne yapmış? ‘İşte o belli değil. Hangi Sarayın yapılmasına kaynak teşkil ettiği de belli değil. Kimsenin bir fon geliştirmesine gerek yok. Zaten bu paranın emeklilerin aylıkları için mevcut olması gerekir. Eğer bu para Emekli işçi için ortada yoksa, Hazineden karşılanacaksa, burada bir kelek durum olduğu muhakkak. Bu konunun incelense de Akbaş, Karabaş ortaya çıksa, bizde rahat edip Meclis’teki çanı çalsak diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

Metin Atamer, Ankara, 6 Şubat 2026