Gazze krizi
Gazze Krizinin Geldiği Nokta ve Gelecekteki Çıkmazları
28 Eylül 2025 | Prof. Dr. Ayşegül Akbay | Gazze krizi
Gazze krizi, modern tarihin en kronikleşmiş ve en yıkıcı insani trajedilerinden biri olmaya devam ediyor. On yıllardır süren işgal, abluka, çatışmalar ve diplomatik çıkmazların üzerine 2023 sonrası yaşanan büyük yıkımlar, bölgeyi yalnızca bir savaş alanı değil, aynı zamanda uluslararası siyasetin çözümsüzlüğünü yansıtan bir sahne haline getirdi. Bugün gelinen noktada Gazze, fiziksel olarak harabeye dönmüş; sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan ise büyük bir çöküşün içine itilmiş durumda. Gelecek için ise umutlu senaryolardan çok çıkmazların ağır basması, insani kaygıları daha da derinleştiriyor.
Gazze’nin geldiği noktayı anlamak için önce mevcut tabloya bakmak gerekiyor. Yaklaşık iki buçuk milyon insanın yaşadığı küçücük toprak parçası, uzun yıllardır ağır bir abluka altında. Bu abluka yalnızca malların ve hizmetlerin giriş-çıkışını kısıtlamakla kalmıyor, aynı zamanda insani yardımın dahi sürekli müzakere konusu yapılmasına yol açıyor. Son büyük askeri operasyonlar ise bu tabloyu daha da karanlık hale getirdi. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, altyapının neredeyse tamamen çöktüğü ve sağlık hizmetlerinin sürdürülemez hale geldiği bir ortamda, Gazze artık fiilen yaşanabilir bir bölge olma niteliğini kaybetmek üzere.
Diplomatik düzeyde de durum aynı ölçüde çıkmaz içinde. İki devletli çözüm, onlarca yıldır uluslararası toplumun dile getirdiği bir reçete olsa da sahadaki gerçekler bu çözümden giderek uzaklaşıldığını gösteriyor. İsrail’in güvenlik kaygıları ve siyasi iradesi ile Filistin tarafındaki siyasi bölünmüşlük, kalıcı bir barışın zemininin oluşmasını engelliyor. Hamas’ın varlığı, İsrail açısından uzlaşmaz bir aktör olarak görülürken, Gazze halkı bu denklemde her iki tarafın da güç mücadelesinin en ağır bedelini ödeyen taraf oluyor.
Geleceğe dair olası senaryolar ise çoğunlukla çıkmazlarla örülü. Birincisi, mevcut statükonun sürmesi senaryosu: Bu durumda Gazze, abluka altında, sürekli aralıklarla tekrarlanan şiddet döngülerine maruz kalmaya devam edecek. Bu, yalnızca bölge halkını değil, bölgesel istikrarı da tehdit etmeyi sürdürecek. İkinci senaryo, Gazze’nin askeri operasyonlar sonrası uluslararası bir idareye bırakılması. Bu, teoride insani yardımı hızlandırabilir, ancak sahadaki yerel aktörlerin dışlanması, halkın iradesini yok sayacağı için uzun vadede yeni gerilimleri tetikleyebilir.
Üçüncü olasılık, daha iyimser görünen fakat pratikte oldukça zayıf ihtimal taşıyan barış sürecinin yeniden canlandırılmasıdır. Uluslararası toplumun özellikle ABD, AB ve bölgedeki Arap ülkelerinin baskısıyla İsrail ve Filistin tarafının yeniden masaya oturması mümkün olabilir. Ancak bu ihtimal, yalnızca tarafların uzun süredir vazgeçtiği karşılıklı taviz kültürünü yeniden keşfetmeleri halinde gerçekleşebilir. Bugünkü siyasi atmosferde bu ihtimal, diplomatik bir temenniden öteye geçemiyor.
Gazze krizinin geleceğiyle ilgili en karanlık tablo ise insani açıdan ortaya çıkıyor. Bir nesil, çocukluk ve gençliğini çatışmaların gölgesinde kaybediyor. Eğitim kurumlarının yıkıldığı, hastanelerin çalışamaz hale geldiği, işsizliğin ve yoksulluğun toplumun temel gerçeği haline geldiği bir yerde, geleceğe dair umut yeşermiyor. Bu da krizi yalnızca bugünün sorunu olmaktan çıkarıp, gelecek on yılları şekillendirecek bir toplumsal travmaya dönüştürüyor.
Sonuçta Gazze, bugün yalnızca bir coğrafi bölge değil, uluslararası sistemin insani değerler konusundaki ikiyüzlülüğünün de aynasıdır. Büyük güçler çıkarları uğruna bu trajediyi görmezden gelirken, bölgesel aktörler kendi iç hesaplarına odaklanıyor. Gazze’nin geleceği, insani yardımlaşma ve diplomatik iradenin yeniden inşa edilmesine bağlı. Ancak bugünkü şartlar, yakın vadede bu iradenin ortaya çıkmasının oldukça zor olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Gazze krizi, gelecekte de hem bölgesel güvenliği hem de küresel vicdanı sınamaya devam edecek.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 28 Eylül 2025
Gazze’nin geldiği noktayı anlamak için önce mevcut tabloya bakmak gerekiyor. Yaklaşık iki buçuk milyon insanın yaşadığı küçücük toprak parçası, uzun yıllardır ağır bir abluka altında. Bu abluka yalnızca malların ve hizmetlerin giriş-çıkışını kısıtlamakla kalmıyor, aynı zamanda insani yardımın dahi sürekli müzakere konusu yapılmasına yol açıyor. Son büyük askeri operasyonlar ise bu tabloyu daha da karanlık hale getirdi. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği, altyapının neredeyse tamamen çöktüğü ve sağlık hizmetlerinin sürdürülemez hale geldiği bir ortamda, Gazze artık fiilen yaşanabilir bir bölge olma niteliğini kaybetmek üzere.
Diplomatik düzeyde de durum aynı ölçüde çıkmaz içinde. İki devletli çözüm, onlarca yıldır uluslararası toplumun dile getirdiği bir reçete olsa da sahadaki gerçekler bu çözümden giderek uzaklaşıldığını gösteriyor. İsrail’in güvenlik kaygıları ve siyasi iradesi ile Filistin tarafındaki siyasi bölünmüşlük, kalıcı bir barışın zemininin oluşmasını engelliyor. Hamas’ın varlığı, İsrail açısından uzlaşmaz bir aktör olarak görülürken, Gazze halkı bu denklemde her iki tarafın da güç mücadelesinin en ağır bedelini ödeyen taraf oluyor.
Geleceğe dair olası senaryolar ise çoğunlukla çıkmazlarla örülü. Birincisi, mevcut statükonun sürmesi senaryosu: Bu durumda Gazze, abluka altında, sürekli aralıklarla tekrarlanan şiddet döngülerine maruz kalmaya devam edecek. Bu, yalnızca bölge halkını değil, bölgesel istikrarı da tehdit etmeyi sürdürecek. İkinci senaryo, Gazze’nin askeri operasyonlar sonrası uluslararası bir idareye bırakılması. Bu, teoride insani yardımı hızlandırabilir, ancak sahadaki yerel aktörlerin dışlanması, halkın iradesini yok sayacağı için uzun vadede yeni gerilimleri tetikleyebilir.
Üçüncü olasılık, daha iyimser görünen fakat pratikte oldukça zayıf ihtimal taşıyan barış sürecinin yeniden canlandırılmasıdır. Uluslararası toplumun özellikle ABD, AB ve bölgedeki Arap ülkelerinin baskısıyla İsrail ve Filistin tarafının yeniden masaya oturması mümkün olabilir. Ancak bu ihtimal, yalnızca tarafların uzun süredir vazgeçtiği karşılıklı taviz kültürünü yeniden keşfetmeleri halinde gerçekleşebilir. Bugünkü siyasi atmosferde bu ihtimal, diplomatik bir temenniden öteye geçemiyor.
Gazze krizinin geleceğiyle ilgili en karanlık tablo ise insani açıdan ortaya çıkıyor. Bir nesil, çocukluk ve gençliğini çatışmaların gölgesinde kaybediyor. Eğitim kurumlarının yıkıldığı, hastanelerin çalışamaz hale geldiği, işsizliğin ve yoksulluğun toplumun temel gerçeği haline geldiği bir yerde, geleceğe dair umut yeşermiyor. Bu da krizi yalnızca bugünün sorunu olmaktan çıkarıp, gelecek on yılları şekillendirecek bir toplumsal travmaya dönüştürüyor.
Sonuçta Gazze, bugün yalnızca bir coğrafi bölge değil, uluslararası sistemin insani değerler konusundaki ikiyüzlülüğünün de aynasıdır. Büyük güçler çıkarları uğruna bu trajediyi görmezden gelirken, bölgesel aktörler kendi iç hesaplarına odaklanıyor. Gazze’nin geleceği, insani yardımlaşma ve diplomatik iradenin yeniden inşa edilmesine bağlı. Ancak bugünkü şartlar, yakın vadede bu iradenin ortaya çıkmasının oldukça zor olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Gazze krizi, gelecekte de hem bölgesel güvenliği hem de küresel vicdanı sınamaya devam edecek.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 28 Eylül 2025