Açlık
Afrika’da Sağlık Alanında Çalışan Uluslararası STK’ların 2025’teki Zorlukları
21 Eylül 2025 | Prof. Dr. Ayşegül Akbay | Açlık
2025 yılı, Afrika kıtasında sağlık alanında faaliyet gösteren uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK’lar) için hem fırsatlar hem de derinleşen sorunlarla dolu bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Kıta genelinde artan nüfus, iklim değişikliğinin etkileri, yeni salgınların gölgesi ve siyasi kırılganlıklar, sağlık hizmetlerini desteklemeye çalışan STK’ları hiç olmadığı kadar sınamaya devam ediyor.
Öncelikle finansman krizine değinmek gerekiyor. Pandemi sonrası küresel ekonomik dalgalanmalar ve büyük donör ülkelerdeki içe kapanma eğilimleri, sağlık alanında fon bulmayı zorlaştırdı. Özellikle Avrupa’daki ekonomik yavaşlama ve ABD’de yardım bütçelerinin tartışmalı hale gelmesi, Afrika’da sahada aktif çalışan kuruluşların bütçelerini daralttı. Bu durum, aşı kampanyalarından anne-çocuk sağlığı programlarına kadar pek çok hayati girişimi sekteye uğratıyor. Yerel hükümetlerin kısıtlı kaynaklarıyla açığın kapatılması ise çoğu zaman mümkün olmuyor.
Bir diğer zorluk güvenlik boyutunda ortaya çıkıyor. Sahra Altı Afrika’nın çeşitli bölgelerinde süregelen çatışmalar, Boko Haram gibi radikal grupların saldırıları ya da Sahel bölgesindeki siyasi istikrarsızlık, sağlık çalışanlarının sahaya erişimini ciddi biçimde engelliyor. Örneğin Nijer’de askeri darbenin ardından birçok uluslararası yardım kuruluşunun çalışma izinleri belirsizleşti. Benzer şekilde Sudan’daki iç savaş ortamında hastanelere ilaç ulaştırmak, sağlık çalışanlarını korumak ve insani koridorlar oluşturmak başlı başına bir mücadeleye dönüştü.
Sağlık STK’larını zorlayan bir diğer güncel mesele, iklim krizi ve bunun sağlık üzerindeki etkileri. Kuraklık, sel ve aşırı hava olayları, zaten kırılgan olan sağlık sistemlerini daha da yıpratıyor. Açlık ve yetersiz beslenme oranları artarken, sıtma ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar iklimle bağlantılı olarak yeni coğrafyalara yayılıyor. STK’lar, yalnızca hastalıkla mücadele etmekle değil, aynı zamanda çevresel koşullardan doğan insani krizlere yanıt vermekle de yükümlü hale geliyor. Bu da klasik sağlık yardımı modellerini yetersiz bırakıyor ve daha entegre, iklim odaklı sağlık programlarını zorunlu kılıyor.
Bürokratik engeller de sahadaki çalışmaları yavaşlatan bir diğer faktör. Bazı Afrika ülkeleri, uluslararası kuruluşların faaliyetlerini daha sıkı denetime tabi tutuyor. Yardım kuruluşlarının kayıt süreçleri, vize alımları veya lojistik izinleri aylar sürebiliyor. Hatta bazı ülkeler, STK’ların uluslararası fonlarını “ulusal güvenlik” gerekçesiyle sorguluyor. Bu da özellikle küçük ve orta ölçekli sağlık STK’larının sahada varlık göstermesini zorlaştırıyor.
Teknolojik eşitsizlikler de öne çıkan başka bir mesele. Her ne kadar tele-tıp ve dijital sağlık çözümleri 2025’te umut vaat etse de kıta genelinde internet erişimi, elektrik altyapısı ve dijital okuryazarlık hâlâ düşük seviyelerde. Uluslararası STK’lar, dijital çözümleri sağlık hizmetlerinde yaygınlaştırmak istese de bu durum, kent ve kırsal arasındaki uçurumu büyütüyor. Dolayısıyla yenilikçi projeler, geniş halk kesimlerine ulaşmakta sınırlı kalıyor.
Tüm bu zorluklara rağmen, Afrika’da çalışan STK’ların rolü hâlâ vazgeçilmez. Ebola salgınından COVID-19’a, kolera krizlerinden HIV/AIDS ile mücadeleye kadar birçok alanda uluslararası kuruluşların varlığı, milyonlarca hayat kurtardı. 2025’in zorlayıcı koşullarına karşın, bu kuruluşların yerel toplumlarla daha güçlü ortaklıklar kurması, yerel sağlık çalışanlarını eğitmesi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmesi giderek daha fazla önem taşıyor.
Sonuç olarak, Afrika’da sağlık alanında çalışan uluslararası STK’lar bugün bir dönüm noktasında. Finansal daralma, güvenlik riskleri, iklim kaynaklı krizler ve bürokratik engeller, onların etkisini sınırlıyor. Ancak bu zorlukların aynı zamanda yeni bir paradigma fırsatı sunduğunu da unutmamak gerek. Daha kapsayıcı, yerel güçleri merkeze alan ve iklim-uyumlu sağlık modellerine yönelen kuruluşlar, geleceğin Afrika’sında hem daha dirençli toplumlar yaratabilir hem de küresel sağlık dayanışmasının yeni bir yolunu açabilir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay; Ankara, 22 Eylül 2025
Öncelikle finansman krizine değinmek gerekiyor. Pandemi sonrası küresel ekonomik dalgalanmalar ve büyük donör ülkelerdeki içe kapanma eğilimleri, sağlık alanında fon bulmayı zorlaştırdı. Özellikle Avrupa’daki ekonomik yavaşlama ve ABD’de yardım bütçelerinin tartışmalı hale gelmesi, Afrika’da sahada aktif çalışan kuruluşların bütçelerini daralttı. Bu durum, aşı kampanyalarından anne-çocuk sağlığı programlarına kadar pek çok hayati girişimi sekteye uğratıyor. Yerel hükümetlerin kısıtlı kaynaklarıyla açığın kapatılması ise çoğu zaman mümkün olmuyor.
Bir diğer zorluk güvenlik boyutunda ortaya çıkıyor. Sahra Altı Afrika’nın çeşitli bölgelerinde süregelen çatışmalar, Boko Haram gibi radikal grupların saldırıları ya da Sahel bölgesindeki siyasi istikrarsızlık, sağlık çalışanlarının sahaya erişimini ciddi biçimde engelliyor. Örneğin Nijer’de askeri darbenin ardından birçok uluslararası yardım kuruluşunun çalışma izinleri belirsizleşti. Benzer şekilde Sudan’daki iç savaş ortamında hastanelere ilaç ulaştırmak, sağlık çalışanlarını korumak ve insani koridorlar oluşturmak başlı başına bir mücadeleye dönüştü.
Sağlık STK’larını zorlayan bir diğer güncel mesele, iklim krizi ve bunun sağlık üzerindeki etkileri. Kuraklık, sel ve aşırı hava olayları, zaten kırılgan olan sağlık sistemlerini daha da yıpratıyor. Açlık ve yetersiz beslenme oranları artarken, sıtma ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar iklimle bağlantılı olarak yeni coğrafyalara yayılıyor. STK’lar, yalnızca hastalıkla mücadele etmekle değil, aynı zamanda çevresel koşullardan doğan insani krizlere yanıt vermekle de yükümlü hale geliyor. Bu da klasik sağlık yardımı modellerini yetersiz bırakıyor ve daha entegre, iklim odaklı sağlık programlarını zorunlu kılıyor.
Bürokratik engeller de sahadaki çalışmaları yavaşlatan bir diğer faktör. Bazı Afrika ülkeleri, uluslararası kuruluşların faaliyetlerini daha sıkı denetime tabi tutuyor. Yardım kuruluşlarının kayıt süreçleri, vize alımları veya lojistik izinleri aylar sürebiliyor. Hatta bazı ülkeler, STK’ların uluslararası fonlarını “ulusal güvenlik” gerekçesiyle sorguluyor. Bu da özellikle küçük ve orta ölçekli sağlık STK’larının sahada varlık göstermesini zorlaştırıyor.
Teknolojik eşitsizlikler de öne çıkan başka bir mesele. Her ne kadar tele-tıp ve dijital sağlık çözümleri 2025’te umut vaat etse de kıta genelinde internet erişimi, elektrik altyapısı ve dijital okuryazarlık hâlâ düşük seviyelerde. Uluslararası STK’lar, dijital çözümleri sağlık hizmetlerinde yaygınlaştırmak istese de bu durum, kent ve kırsal arasındaki uçurumu büyütüyor. Dolayısıyla yenilikçi projeler, geniş halk kesimlerine ulaşmakta sınırlı kalıyor.
Tüm bu zorluklara rağmen, Afrika’da çalışan STK’ların rolü hâlâ vazgeçilmez. Ebola salgınından COVID-19’a, kolera krizlerinden HIV/AIDS ile mücadeleye kadar birçok alanda uluslararası kuruluşların varlığı, milyonlarca hayat kurtardı. 2025’in zorlayıcı koşullarına karşın, bu kuruluşların yerel toplumlarla daha güçlü ortaklıklar kurması, yerel sağlık çalışanlarını eğitmesi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmesi giderek daha fazla önem taşıyor.
Sonuç olarak, Afrika’da sağlık alanında çalışan uluslararası STK’lar bugün bir dönüm noktasında. Finansal daralma, güvenlik riskleri, iklim kaynaklı krizler ve bürokratik engeller, onların etkisini sınırlıyor. Ancak bu zorlukların aynı zamanda yeni bir paradigma fırsatı sunduğunu da unutmamak gerek. Daha kapsayıcı, yerel güçleri merkeze alan ve iklim-uyumlu sağlık modellerine yönelen kuruluşlar, geleceğin Afrika’sında hem daha dirençli toplumlar yaratabilir hem de küresel sağlık dayanışmasının yeni bir yolunu açabilir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay; Ankara, 22 Eylül 2025