Ana içeriğe geç

bilgi toplumu

Türkiye ve Avrupa Yükseköğretiminde Sayısal Bilimlerin Yükselişi ve 2026 Vizyonu

1 Ocak 2026  |  Kadir Erdem Tuğrul  | 
Dünya değiştikçe insanların da ilgi ve uğraş alanlarının dünyanın dinamiklerine göre değiştiği söz konusudur. Eğitim sistemleri, toplumların ekonomik, popülerlik ve teknolojik ihtiyaçlarına göre şekillenir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa ve Türkiye’deki yükseköğretim tercihlerinin sosyal bilimlerden pozitif bilimlere kayışı da bunu göstermektedir. 2000'li yılların başında "bilgi toplumu" olma hedefiyle başlayan süreç, 2020 sonrasında "dijital ve yeşil dönüşüm" odağına kaymıştır. Bu dönüşüm neticesinde geçmişten günümüze mukayese ettiğimizde öğrencilerin lisans tercihlerinde geleneksel sosyal bilimlerden çok, veri odaklı pozitif bilimlere doğru bir göç başlatmıştır. Elbette bu değişimin faktörleri arasında da ekonomik gereklilikler, istihdam alanındaki değişimler de belirleyici olmuştur

Avrupa’daki üniversitelerde 2005-2010 dönemi arasında sosyal bilimler, işletme ve hukuk alan öğrencilerin oranı %41 civarında yer alırken, pozitif bilimlerde ise bu oran %21 seviyesindeydi fakat Avrupa Komisyonu’nun "Digital Decade 2030" hedefleri, bu dengenin değişmesine yol açtı. Bu da halihazırda oranların değişmesine sebep olup 2024-2025 verilerine göre Avrupa’da pozitif bilimlerden mezun olanların oranının %27,5’e yükseldiği gözlenmiştir. Sosyal bilimlerde ise bu oran %34’e gerilemiştir. Pozitif bilimlere olan ilginin artmasındaki sebep aslında çoğu Avrupa ülkelerinin yüksek teknoloji ve sürdürülebilirlik politikalarıyla desteklenen bilinçli bir yönlendirmeden olduğu kaynaklanıyor. Özellikle yapay zekâ entegrasyonu lisansüstü programların %9,4’üne nüfuz etmiş durumdadır.

Türkiye’ye bakıldığında ise Avrupa’ya nazaran ülkemizin yükseköğretimdeki alan kaymasının volatilitesi bariz bir şekilde daha yüksek, çok daha keskin ve hızlı bir değişim yaşamıştır. 2005 yılında üniversite öğrencilerinin yaklaşık %60’ı sosyal ve idari bilimlere yoğunlaşırken sayısal alanlar %28 ile sınırlıydı. Günümüze baktığımızda ise geçmişe göre tablo radikal bir değişim göstermektedir. Sayısal lisans programı yerleşmelerinde sayısal puan türüyle yerleşenlerin oranı %43’e ulaşmıştır. TÜİK verileri de ilgi odağının sayısal lisans programlara kaydığını gösteriyor. TÜİK 2024 verilerine göre sayısal bölümlere kayıtlı istihdam oranının (%77), eşit ağırlık bölümlerine göre (%58) çok üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca günümüzde yapay zekanın parabolik bir şekilde popülerleşmesi ve teknolojik ilerleme ülkemizin eğitim sistemini de etkilemiştir. YÖK’ün 2024'te açtığı 73 yeni yapay zekâ ve dijital programın %100 doluluk oranına ulaşması, Türk öğrencilerin "teknik uzmanlaşma" yı bir hayatta kalma ve başarı stratejisi olarak gördüğünü kanıtlar.

Avrupa’ya baktığımızda sosyal bilimler hala güçlü bir zemindeyken Türkiye’de ise öğrencilerin ekonomik pragmatizm anlayışına bağlı olarak daha hızlı bir şekilde sayısal alanlara yönelmesi söz konusudur. Yani günümüze göre iktisadi sebepler, sayısal bilimlere yönelimin hızı ile doğru orantılıdır. Türk gençleri, savunma sanayii, bilişim ve sağlık sektörlerindeki büyümenin yarattığı somut iş olanaklarını, teorik sosyal bilimlerin sunduğu belirsizliğe tercih etmektedir.

Bu veriler ışığında yeni yılda ve diğer yıllarda dünya gösteriyor ki, sadece sayısalcı veya sadece sosyal bilimci olmak yeterli olmayacaktır. Sayısal bölümde okuyanlar, hukuk, kamu yönetimi ve iktisat gibi beşerî bilimlere yönelerek disiplinler arası bir yaklaşımla akademik profillerini şekillendirmelidir. Aynı şekilde sosyal bilimciler ise mutlaka veri okuryazarlığı ve "prompt (komut ya da "yol gösterme) mühendisliği" gibi beceriler edinmelidir. Teknolojinin parabolik bir yükseliş yaşadığı bu dönemde 2026, basit yazılımın ötesine geçildiği bir yıl olacaktır. Günümüz genç kuşağın biyoteknoloji, kuantum bilişim ve otonom sistemler gibi disiplinler arası alanlarda uzmanlaşmayı hedeflemesi gerekmektedir.

Türkiye'de sayısal bilimlere olan ilginin Avrupa ortalamasını aşması, ülkenin teknolojik kapasitesi için büyük bir fırsat niteliği taşımaktadır. Burada aslında ekonomik ve istihdam çerçevesindeki ‘’kaygı’’ krizini statik bir güç olarak kullanarak bunu kinetik enerjiye dönüştürebiliriz. Yani bu sayısal göç durumunu, sosyal bilimlerin analitik derinliğiyle birleştirip yeni yıldaki inovasyona ayak uydurmamız gerekmektedir. 2026 yılı, ne okuduğundan çok, bilgiyi nasıl sentezlediğinin önem kazandığı bir yıl olacaktır. Bugün iktisadi sebeplerin bizi yönelttiği sayısal koridorlar, aslında geleceğin dünyasını inşa edecek olan Türk gencinin en büyük laboratuvarıdır; çünkü unutulmamalıdır ki, en parlak elmaslar en yüksek basınç altında şekillenir ve 2026, o basıncı dehasıyla yırtıp atanların yılı olacaktır.

Yazan ve derleyen Kadir Erdem Tuğrul, Ankara, 01 Ocak 2026

Kaynak

Eurostat (2025). Tertiary education statistics - fields of study. European Commission.

OECD (2025). Education at a Glance 2025: OECD Indicators.

ÖSYM (2024). YKS Yerleştirme Sonuçlarına İlişkin Sayısal Bilgiler.

TÜİK (2024/25). Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri ve Yapay Zekâ İstatistikleri.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) (2024). Yükseköğretime Bakış: İzleme ve Değerlendirme Raporu.

European University Association (2024). Trends 2024: Learning and Teaching.