BM Genel kurulu
Eşitsiz Bir Gezegenin İklim Sınavı – Birey ve Sivil Toplumun Rolü
13 Kasım 2025 | Prof. Dr. Ayşegül Akbay | BM Genel kurulu
Foto: Brezilya’daki COP30 Zirvesi’nde yerli halk aktivistleri toprak haklarını savunmak için protesto düzenledi; güvenlik görevlileriyle arbede yaşandı.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30), 10-21 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya’nın Belem Kentinde gerçekleştiriliyor.
COP30’la birlikte, dünya bir kez daha küresel iklim hedeflerinin kâğıt üzerindeki taahhütlerden öteye geçip geçemeyeceğini tartışıyor. Ancak bu zirvelerde konuşulan yüzdeler, karbon bütçeleri ve fosil yakıt kotaları, iklim krizinin toplumsal yüzünü çoğu zaman görünmez kılıyor. Oysa iklim değişikliğinin etkileri, yalnızca ekolojik bir felaket değil; aynı zamanda derin bir eşitsizlikler krizidir. Bu nedenle, küresel hedefler kadar bireylerin, yerel toplulukların ve sivil toplumun üstlendiği sorumluluk da belirleyici önemdedir.
İklim değişikliği, küresel ölçekte herkesi etkiliyor gibi görünse de gerçekte herkes aynı gemide değil. Gelişmiş ülkeler tarihsel olarak atmosfere salınan karbonun büyük kısmından sorumlu; ancak en ağır bedeli, bu sürece en az katkısı olan yoksul bölgeler, tarım toplulukları ve kadınlar ödüyor. Örneğin Afrika’nın kurak bölgelerinde küçük çiftçiler geçimlerini yitirirken, Pasifik adalarında insanlar yükselen deniz seviyeleriyle topraklarını kaybediyor. Türkiye’de ise iklim krizinin yansıması; kuraklık, orman yangınları, su kıtlığı ve tarımda verimsizlik şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu tablo, çevresel tahribatın aynı zamanda sosyal adaletsizliği büyüttüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Tam da bu noktada bireyler ve sivil toplum, yalnızca “tüketici” ya da “seyirci” değil, değişimin aktif aktörleri olma sorumluluğunu taşıyor. Elbette kimse tek başına gezegenin iklimini değiştiremez. Ancak her bireyin yaşam alışkanlıkları, politik tercihleri ve dayanışma biçimleri, bu küresel krizin yönünü belirleyen küçük ama etkili adımlardır. Gıda israfını azaltmak, enerji verimliliğine dikkat etmek, fosil yakıt tüketimini sınırlamak ya da yerel ürünleri tercih etmek, bireysel düzeyde atılabilecek somut adımlardır. Fakat en önemlisi, iklim bilincinin gündelik yaşamın bir parçası haline gelmesidir: çocuklara, gençlere ve çevremize sürdürülebilir yaşamı öğretmek, belki de en kalıcı etkiyi yaratacaktır.
Sivil toplum ise, bu bireysel çabaların bir araya geldiği kolektif gücü temsil eder. İklim adaleti hareketleri, yerel çevre dernekleri, gençlik platformları ve akademik ağlar, yalnızca farkındalık yaratmakla kalmaz; karar vericiler üzerinde baskı kurarak politika üretim sürecine dahil olurlar. Türkiye’de de son yıllarda çevre bilinci yüksek gençler, “ekolojik yurttaşlık” anlayışını öne çıkarıyor. Bu anlayış, vatandaşlığın yalnızca oy vermekle sınırlı olmadığını; doğanın, suyun, toprağın ve havanın da politik bir sorumluluk alanı olduğunu vurguluyor.
Ne yazık ki bazı çevrelerde hâlâ iklim mücadelesi “lüks bir gündem” olarak algılanıyor. Oysa çevre mücadelesi, gelir adaletinden gıda güvenliğine, sağlıktan barınmaya kadar her alanı etkileyen bir adalet meselesidir. Kuraklık arttığında en önce kırsaldaki yoksul ailelerin suya erişimi zorlaşır. Enerji fiyatları yükseldiğinde düşük gelirli haneler faturalarını ödeyemez hale gelir. Dolayısıyla, iklim politikalarını yalnızca karbon salımıyla sınırlamak, sorunun toplumsal boyutunu görmezden gelmek anlamına gelir.
COP30’un tartışmaları elbette önemli. Ancak gerçek değişim, bireylerin yaşadığı şehirlerde, mahallelerde, okul bahçelerinde ve yerel inisiyatiflerde filizlenecektir. Çünkü iklim krizi, teknik bir mühendislik sorunu değil; kültürel, etik ve toplumsal bir sınavdır. Bu sınavı geçebilmek için, devletlerin yanı sıra bizlerin de günlük yaşamlarımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Küresel hedefler, büyük sözlerle çizilen vizyonlar olabilir; ama onların gerçeğe dönüşmesi, küçük ama kararlı adımların birikimiyle mümkündür. Her bir bireyin davranışı, her bir sivil toplum girişiminin sesi, gezegenin geleceği adına bir fark yaratır. Unutmayalım: Eşitsizliklerle dolu bir dünyada iklim adaleti sağlanmadan hiçbir çevre politikası kalıcı olamaz. Ve bu adaletin ilk adımı, hepimizin sorumluluğunu kabul etmesidir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 13 Kasım 2025