BOH
Avrupa Sağlık Sisteminin Yeni Eşiği: DSÖ Avrupa 75. Oturumu Öncesinde Gündem
8 Ekim 2025 | Prof. Dr. Ayşegül Akbay | BOH
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Komitesi’nin 75. oturumu (28-30 Ekim 2025) öncesinde kıtanın sağlık gündemi, tarihte hiç olmadığı kadar çok katmanlı bir görünüm sergiliyor. Bir yanda iklim değişikliğinin tetiklediği yeni sağlık tehditleri, diğer yanda pandemi sonrası yorgun sağlık sistemleri ve hızla yaşlanan nüfusun baskısı… Avrupa bölgesi, sağlık politikalarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılan bir dönüm noktasında bulunuyor.
Avrupa kıtasında en dikkat çekici sağlık sorunlarının başında bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH) geliyor. DSÖ verilerine göre Avrupa bölgesindeki tüm ölümlerin yaklaşık %90’ı kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanıyor. Özellikle obezite ve tip 2 diyabet oranlarındaki artış, çocuk yaş gruplarına kadar inmiş durumda. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres, sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyoekonomik bir kriz başlığına dönüşüyor. Bu tablo, Avrupa’nın sağlık sistemlerini sürdürülebilirlik açısından zorlarken, ulusal sağlık bütçelerinin giderek daha fazla kronik hastalık yönetimine ayrılmasına neden oluyor.
Öte yandan, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri, DSÖ Avrupa Bölgesi için artık teorik bir tehdit değil, somut bir gerçeklik. Artan sıcaklık dalgaları, hava kirliliği, su kıtlığı ve vektör kaynaklı hastalıkların (örneğin dang humması ve Batı Nil virüsü) kuzey bölgelere yayılması, yeni sağlık stratejileri gerektiriyor. 2024 yazında Güney Avrupa’yı vuran aşırı sıcaklar ve buna bağlı ölümler, halk sağlığı önlemlerinin iklim politikalarıyla entegre edilmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Pandemi sonrası dönemde Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bir diğer temel sorun ise sağlık personeli krizi. COVID-19’un ardından birçok ülkede sağlık çalışanları arasında tükenmişlik sendromu ve istifa oranları artmış durumda. Özellikle hemşire ve pratisyen hekim açığı, sağlık hizmetlerine erişimi zayıflatıyor. Batı Avrupa ülkeleri, Doğu Avrupa ve Balkanlardan yoğun sağlık personeli göçüyle bu açığı kapatmaya çalışıyor; ancak bu durum kaynak ülkelerde sağlık hizmetlerinin zayıflamasına yol açıyor. DSÖ’nün “Health Workforce 2030” stratejisi, bu eşitsizliği azaltmaya yönelik olsa da uygulamada hâlâ ciddi zorluklar yaşanıyor.
Aşılama oranlarındaki düşüş de bölge için alarm verici bir diğer konu. Özellikle sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyon, aşı tereddüdünü artırarak kızamık ve boğmaca gibi önlenebilir hastalıkların yeniden görülmesine yol açıyor. Bu durum, halk sağlığı bilincinin sadece bilimsel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Ruh sağlığı alanında da tablo iç açıcı değil. Pandemi sonrası depresyon, anksiyete ve madde bağımlılığı oranları özellikle genç nüfusta yükselişe geçti. Avrupa genelinde intihar oranlarının sabit kalması bile, ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki eşitsizliğin sürdüğünü gösteriyor. Ruh sağlığının hâlâ birçok ülkede fiziksel sağlık kadar ciddiye alınmaması, DSÖ’nün “Well-being Economy” yaklaşımının neden giderek önem kazandığını açıklıyor.
Tüm bu sorunlar, DSÖ Avrupa Bölge Komitesi’nin 75. oturumunun yalnızca bir “değerlendirme toplantısı” değil, aynı zamanda bir vizyon arayışı olacağını gösteriyor. Sağlık politikalarının artık ulusal sınırları aşan, çok sektörlü bir bakışla ele alınması gerekiyor. İklim, ekonomi, eğitim ve dijital dönüşüm politikalarıyla iç içe geçmiş bir sağlık paradigması, Avrupa’nın önündeki tek sürdürülebilir yol gibi görünüyor.
Sonuç olarak, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sağlık sorunları yalnızca hastalıklarla değil, aynı zamanda eşitsizlik, yaşlanma ve sistemsel kırılganlıklarla da ilgili. DSÖ’nün 75. oturumu, bu zorluklara bütüncül çözümler üretmek için bir fırsat olabilir. Ancak asıl soru, ülkelerin bu çözümleri ortak irade ve kararlılıkla uygulayıp uygulayamayacağıdır. Avrupa halkının sağlığı, artık sadece tıbbi değil, politik bir mesele hâline gelmiştir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 8 Ekim 2025
Avrupa kıtasında en dikkat çekici sağlık sorunlarının başında bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH) geliyor. DSÖ verilerine göre Avrupa bölgesindeki tüm ölümlerin yaklaşık %90’ı kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanıyor. Özellikle obezite ve tip 2 diyabet oranlarındaki artış, çocuk yaş gruplarına kadar inmiş durumda. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres, sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyoekonomik bir kriz başlığına dönüşüyor. Bu tablo, Avrupa’nın sağlık sistemlerini sürdürülebilirlik açısından zorlarken, ulusal sağlık bütçelerinin giderek daha fazla kronik hastalık yönetimine ayrılmasına neden oluyor.
Öte yandan, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri, DSÖ Avrupa Bölgesi için artık teorik bir tehdit değil, somut bir gerçeklik. Artan sıcaklık dalgaları, hava kirliliği, su kıtlığı ve vektör kaynaklı hastalıkların (örneğin dang humması ve Batı Nil virüsü) kuzey bölgelere yayılması, yeni sağlık stratejileri gerektiriyor. 2024 yazında Güney Avrupa’yı vuran aşırı sıcaklar ve buna bağlı ölümler, halk sağlığı önlemlerinin iklim politikalarıyla entegre edilmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Pandemi sonrası dönemde Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bir diğer temel sorun ise sağlık personeli krizi. COVID-19’un ardından birçok ülkede sağlık çalışanları arasında tükenmişlik sendromu ve istifa oranları artmış durumda. Özellikle hemşire ve pratisyen hekim açığı, sağlık hizmetlerine erişimi zayıflatıyor. Batı Avrupa ülkeleri, Doğu Avrupa ve Balkanlardan yoğun sağlık personeli göçüyle bu açığı kapatmaya çalışıyor; ancak bu durum kaynak ülkelerde sağlık hizmetlerinin zayıflamasına yol açıyor. DSÖ’nün “Health Workforce 2030” stratejisi, bu eşitsizliği azaltmaya yönelik olsa da uygulamada hâlâ ciddi zorluklar yaşanıyor.
Aşılama oranlarındaki düşüş de bölge için alarm verici bir diğer konu. Özellikle sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyon, aşı tereddüdünü artırarak kızamık ve boğmaca gibi önlenebilir hastalıkların yeniden görülmesine yol açıyor. Bu durum, halk sağlığı bilincinin sadece bilimsel değil, toplumsal bir mesele olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Ruh sağlığı alanında da tablo iç açıcı değil. Pandemi sonrası depresyon, anksiyete ve madde bağımlılığı oranları özellikle genç nüfusta yükselişe geçti. Avrupa genelinde intihar oranlarının sabit kalması bile, ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki eşitsizliğin sürdüğünü gösteriyor. Ruh sağlığının hâlâ birçok ülkede fiziksel sağlık kadar ciddiye alınmaması, DSÖ’nün “Well-being Economy” yaklaşımının neden giderek önem kazandığını açıklıyor.
Tüm bu sorunlar, DSÖ Avrupa Bölge Komitesi’nin 75. oturumunun yalnızca bir “değerlendirme toplantısı” değil, aynı zamanda bir vizyon arayışı olacağını gösteriyor. Sağlık politikalarının artık ulusal sınırları aşan, çok sektörlü bir bakışla ele alınması gerekiyor. İklim, ekonomi, eğitim ve dijital dönüşüm politikalarıyla iç içe geçmiş bir sağlık paradigması, Avrupa’nın önündeki tek sürdürülebilir yol gibi görünüyor.
Sonuç olarak, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu sağlık sorunları yalnızca hastalıklarla değil, aynı zamanda eşitsizlik, yaşlanma ve sistemsel kırılganlıklarla da ilgili. DSÖ’nün 75. oturumu, bu zorluklara bütüncül çözümler üretmek için bir fırsat olabilir. Ancak asıl soru, ülkelerin bu çözümleri ortak irade ve kararlılıkla uygulayıp uygulayamayacağıdır. Avrupa halkının sağlığı, artık sadece tıbbi değil, politik bir mesele hâline gelmiştir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 8 Ekim 2025