Finansal sürdürülebilirlik
Genel Sağlık Sigortası’nın Geldiği Nokta ve Türkiye’de Değişen Sağlık Gerçekliği
6 Aralık 2025 | Prof. Dr. Ayşegül Akbay | Finansal sürdürülebilirlik
Türkiye’de Genel Sağlık Sigortası (GSS) sistemi, 2008’de yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Reformu’nun en iddialı adımlarından biriydi. Amaç; nüfusun tamamını kapsayan, erişilebilir, sürdürülebilir ve mali olarak yönetilebilir bir sağlık güvencesi oluşturmaktı. Aradan geçen 16 yılda, sistem önemli kazanımlar kadar ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Bugün gelinen noktada, GSS’nin hem yapısal hem de uygulamaya yönelik sorunları kamuoyunda yeniden güçlü biçimde konuşuluyor.
GSS’nin en büyük başarısı, kapsayıcılığı artırması oldu. 2000’li yılların başında sağlık güvencesi olmayan milyonlarca kişi varken, reformla birlikte nüfusun tamamına yakınını içine alan bir yapı ortaya çıktı. Yoksul bireylerin gelir testiyle primlerinin devlet tarafından karşılanması, özellikle dar gelirli kesimler için bir güvence sağladı. Aile hekimliği uygulamasının ülke geneline yayılması, koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin artması, acil hizmetlerde kimseye “sigorta var mı?” sorusunun sorulmaması bu dönemin olumlu taraflarıydı.
Ancak sistem büyüdükçe, yönetmek ve finanse etmek de zorlaştı. Bugün GSS’nin en kritik sorunu, sürdürülebilirlik. Sağlık harcamaları her yıl enflasyonun üzerinde artıyor; ilaç, tıbbi cihaz ve teknoloji maliyetleri dövize bağımlı; nüfus yaşlanıyor, kronik hastalıklar yaygınlaşıyor. Bu tablo, SGK bütçesinde giderek büyüyen açıklar yaratıyor. Prim gelirleri ile sağlık giderleri arasındaki makas her yıl daha fazla açılıyor. Devlet, transferlerle sistemi ayakta tutmaya çalışıyor ancak bu yaklaşım uzun vadede yapısal bir çözüm üretmiyor.
GSS’nin bir diğer önemli tartışması ise katkı payları ve ek ödemeler. Vatandaşların sıkça dile getirdiği “para veriyoruz ama sıra bulamıyoruz” şikâyetleri, sistemin erişilebilirlik-ilave ücret dengesi konusunda zorlandığını gösteriyor. Muayene, tetkik ve ilaçlarda artan katkı payları, özellikle dar gelirli bireylerde ciddi bir yük oluşturuyor. Özel hastanelerdeki ilave ücretlerin kontrolünün zorlaşması da GSS’nin kapsayıcılık iddiasını zedeliyor.
Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran reformlar, aynı zamanda hizmet talebini çok artırdı. Bu durum, hastanelerde yoğunluk, hekimlerde artan iş yükü ve randevu bulma güçlüğü olarak geri döndü. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden yaşanan tıkanmalar, GSS’nin teknik olarak değil fakat organizasyonel açıdan yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.
GSS’nin yapısal sorunlarından biri de koruyucu sağlık hizmetlerinin hâlâ istenen düzeye ulaşamaması. Hastalıkları tedavi etmenin maliyeti çoğu zaman onları önlemekten çok daha yüksek. Oysa sistem hâlâ ağırlıklı olarak tedavi üzerine kurulu. Sağlık okuryazarlığının düşük olması, bireylerin kendi sağlığı konusunda yeterli şekilde motive edilmemesi, kronik hastalık yükünü artıran başlıca nedenler arasında.
Bugün gelinen aşamada, GSS’nin geleceği için radikal bir kopuşa değil, bütüncül bir iyileştirme sürecine ihtiyaç var. Finansal sürdürülebilirlik için yeni kaynak modelleri tartışılabilir; özel sektörle kamu arasındaki hizmet satın alma ilişkisi daha şeffaf ve denetlenebilir hale getirilebilir; katkı payları daha adil bir sistemle yeniden düzenlenebilir. En önemlisi ise koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe artırılmalı, aile hekimliği güçlendirilmeli ve toplum sağlığı merkezleri etkinleştirilmelidir.
GSS, Türkiye’nin en önemli sosyal devlet projelerinden biridir. Bu nedenle, eleştiriler yapıcı olmalı; çözüm önerileri sahadan gelen gerçeklerle şekillenmelidir. Sağlık sisteminin güçlü olduğu noktalardan vazgeçmeden, zayıf yanlarını cesaretle dönüştürmek hem toplumun hem de kamu yönetiminin ortak sorumluluğudur. GSS’nin geleceği, sadece sağlık politikası değil; sosyal adaletin, eşitliğin ve toplumsal refahın da geleceğidir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 6 Aralık 2025
GSS’nin en büyük başarısı, kapsayıcılığı artırması oldu. 2000’li yılların başında sağlık güvencesi olmayan milyonlarca kişi varken, reformla birlikte nüfusun tamamına yakınını içine alan bir yapı ortaya çıktı. Yoksul bireylerin gelir testiyle primlerinin devlet tarafından karşılanması, özellikle dar gelirli kesimler için bir güvence sağladı. Aile hekimliği uygulamasının ülke geneline yayılması, koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin artması, acil hizmetlerde kimseye “sigorta var mı?” sorusunun sorulmaması bu dönemin olumlu taraflarıydı.
Ancak sistem büyüdükçe, yönetmek ve finanse etmek de zorlaştı. Bugün GSS’nin en kritik sorunu, sürdürülebilirlik. Sağlık harcamaları her yıl enflasyonun üzerinde artıyor; ilaç, tıbbi cihaz ve teknoloji maliyetleri dövize bağımlı; nüfus yaşlanıyor, kronik hastalıklar yaygınlaşıyor. Bu tablo, SGK bütçesinde giderek büyüyen açıklar yaratıyor. Prim gelirleri ile sağlık giderleri arasındaki makas her yıl daha fazla açılıyor. Devlet, transferlerle sistemi ayakta tutmaya çalışıyor ancak bu yaklaşım uzun vadede yapısal bir çözüm üretmiyor.
GSS’nin bir diğer önemli tartışması ise katkı payları ve ek ödemeler. Vatandaşların sıkça dile getirdiği “para veriyoruz ama sıra bulamıyoruz” şikâyetleri, sistemin erişilebilirlik-ilave ücret dengesi konusunda zorlandığını gösteriyor. Muayene, tetkik ve ilaçlarda artan katkı payları, özellikle dar gelirli bireylerde ciddi bir yük oluşturuyor. Özel hastanelerdeki ilave ücretlerin kontrolünün zorlaşması da GSS’nin kapsayıcılık iddiasını zedeliyor.
Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran reformlar, aynı zamanda hizmet talebini çok artırdı. Bu durum, hastanelerde yoğunluk, hekimlerde artan iş yükü ve randevu bulma güçlüğü olarak geri döndü. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden yaşanan tıkanmalar, GSS’nin teknik olarak değil fakat organizasyonel açıdan yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.
GSS’nin yapısal sorunlarından biri de koruyucu sağlık hizmetlerinin hâlâ istenen düzeye ulaşamaması. Hastalıkları tedavi etmenin maliyeti çoğu zaman onları önlemekten çok daha yüksek. Oysa sistem hâlâ ağırlıklı olarak tedavi üzerine kurulu. Sağlık okuryazarlığının düşük olması, bireylerin kendi sağlığı konusunda yeterli şekilde motive edilmemesi, kronik hastalık yükünü artıran başlıca nedenler arasında.
Bugün gelinen aşamada, GSS’nin geleceği için radikal bir kopuşa değil, bütüncül bir iyileştirme sürecine ihtiyaç var. Finansal sürdürülebilirlik için yeni kaynak modelleri tartışılabilir; özel sektörle kamu arasındaki hizmet satın alma ilişkisi daha şeffaf ve denetlenebilir hale getirilebilir; katkı payları daha adil bir sistemle yeniden düzenlenebilir. En önemlisi ise koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan bütçe artırılmalı, aile hekimliği güçlendirilmeli ve toplum sağlığı merkezleri etkinleştirilmelidir.
GSS, Türkiye’nin en önemli sosyal devlet projelerinden biridir. Bu nedenle, eleştiriler yapıcı olmalı; çözüm önerileri sahadan gelen gerçeklerle şekillenmelidir. Sağlık sisteminin güçlü olduğu noktalardan vazgeçmeden, zayıf yanlarını cesaretle dönüştürmek hem toplumun hem de kamu yönetiminin ortak sorumluluğudur. GSS’nin geleceği, sadece sağlık politikası değil; sosyal adaletin, eşitliğin ve toplumsal refahın da geleceğidir.
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 6 Aralık 2025