Dr. Cemalettin Or
Göçler, Göçmenler ve Türkiye’de Göçmenlere sağlık hizmetleri
7 Ocak 2025 | Prof. Dr. Zafer Öztek | Dr. Cemalettin Or
Foto: Ege Denizini Geçmeye Çalışırken Boğulup Bodrum Sahillerine Vuran Aylan Bebek (2 Eylül 2015)
HALK SAĞLIĞI YÖNÜNDEN GÖÇLER VE GÖÇMENLER
Göçmenlerin soysal, kültürel ve sağlık sorunlarını göçün türüne ve şekline göre ele almak uygun olur. İsteyerek yapılan göçlerde ortaya çıkan sorunlar, göç eden kişi önceden göreceli olarak hazırlıklı olduğundan daha kolay çözülebilir. Bu kişiler için önemli olan yeni ortamlarına uyum sorunudur ve bunun çözümü genellikle zamana bağlıdır. Bunun en tipik örneği, 1960’lı yıllarda Avrupa ülkelerine göç eden Türk işçileridir. Bu grup dil engeli, beslenme alışkanlıkları ve sosyal yaşamdaki farklılıklar nedeniyle uyum sıkıntısı çektiler; dil engeli nedeniyle sağlık hizmetlerinden yeteri ölçüde yararlanamadılar; en kolay çözümü getolaşmakta, yani etnik grupların bir arada bulundukları semtlerde yaşayarak çözdüler. Bu kişilerde görülen en önemli sorun “ev özlemi” (gurbet; home sickness) olarak tanımlanabilecek psikosomatik sorunlar oldu. Özellikle kadınlarda enseden başlayıp başa yayılan ağrı yakınmaları ortaya çıktı. Berlin’de yaşayan Türk işçiler arasında yapılan bir araştırmada bu sorunların göçten sonraki ilk 5 yıl içinde göreceli olarak fazla ve giderek azaldığını gösterdi. Ayrıca, ikinci ve sonraki kuşaklarda bu tür sorunlar daha az görülüyordu.
Halk sağlığı açısından asıl üzerinde durulması gereken grup mülteciler, göçe zorlananlar ve sığınmacılardır. Bu gruplardaki göçmenler alışkın oldukları ortamdan farklı sosyal, politik ve coğrafi koşullarda yaşamlarını sürdürürler. Göçmenlerin sağlığı göçten önceki sağlık durumlarına, sosyal düzenlerine, yaptıkları yolculuğun uzunluğuna, yeni çevrelerinin güvenliğine, dil bilip bilmemelerine, gittikleri yerdeki hükümetlerin toplumun kendilerine karşı olan yaklaşımlarına, erişebildikleri hizmet olanaklarına göre değişir. Göçmenlerin sağlık sorunları kısa süre içinde, uzun sürede ve göç edilen bölgede karşılaşılan sağlık sorunları olmak üzere üç grupta değerlendirilir. Sağlık sorunları açısından özellikle risk altındaki grupları bilmekte yarar vardır:
Kısa süreli sağlık sorunları
Göçmenlerin ilk karşılaştığı ve hızla müdahale edilmesi gereken sorunlardır. Göç eden kişilerde görülen kısa süreli sağlık sorunları şunlardır:
Uzun süreli sağlık sorunları
Bu sorunlar genellikle göç sırasında teşhis edilemediği ve uygun şekilde tedavi edilmediği ya da müdahalede geç kalındığı için kronikleşen hastalıklar ve göçmen toplumunun genel sağlık düzeyini bozan durumlardır. Bu durumlar kişilerin göçmenlik durumu kalktıktan sonra dahi devam edebilir. Uzun süreli sağlık sorunların başlıcaları şunlardır:
Göç edilen bölgede sağlık sorunları
Göçmenler, özellikle kitlesel olarak olan göçler sonrasında, gittikleri bölgenin de sağlık sorunlarının değişmesine ya da artmasına neden olabilirler. Bunlar arasında şunlar sayılabilir:
TÜRKİYE’DE GÖÇMENLERE SAĞLIK HİZMETLERİ
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan buyana göç olgusuyla karşı karşıyadır. 1923 yılında yapılan Lozan Barış Konferansında nüfus değişimine ilişkin kararlar da alınmıştı. Antlaşma çerçevesinde 400 bin dolayında göçmen Türkiye’ye geldi; bunlardan 350.000 kadarı devlet eliyle ülkeye getirildi, sağlık kontrollerinden geçirildi, kendilerine ev ve arazi verildi, üretici duruma getirilmeleri için programlar uygulandı. Bu kişiler için örnrk (numune) köyler oluşturuldu. Bu köylerin ilki Ankara yakınlarındaki “Ahi Mes’ud” çiftliğidir (sonra Etimesğut). Bu çiftlik satın alınarak burada, yollarıyla, evleriyle ve kuruluşlarıyla zamanın modern köyü oluşturuldu. Okul, içme suyu, çarşı, han, hamam, çamaşırhane yapıldı, elektrik bağlandı; 1930 yılında bir devlet hastanesi (Numune Sıhhat Merkezi) hizmete girdi. Bu hastane özellikle sıtma ile mücadelede büyük bir başarı elde etti. Bataklıkların kurutulmasında devlet hastanesinde görev yapan hekimler Atatürk’ün de övgüsünü kazandı. Ulu Önder bu nahiyeye (bucağa) yaptığı bir ziyarette hatıra defterine başhekim Dr. Mehmet Cemallettin Or’u öven bir yazı yazdı. 2 Ağustos 1930 tarihinde adı “Etimesut” olarak değiştirilen Ahi Mesud nahiyesini 29 Kasım 1937 tarihinde ziyaret eden Atatürk, Etimesut İçtimai Hıfzıssıhha Numune Dispanseri hatıra defterinde yerleşkenin adını “Etimesğut” olarak yazdı. Ata’ya atfen nahiyenin adı 24 Aralık 1937 tarihinde “Etimesğut” olarak kabul edildi. (Etimesğut nahiyesi ve bağlı köyleri Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirlmesi dönemin başlarında, 1965 yılında Hacettepe Üniversitesi ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından “eğitim ve araştırma bölgesi” yapıldı ve uzun yıllar bu amaçla hizmet verdi.)
Atatürk’ün Etimesgut Sağlık Merkezine Yaptığı Ziyaret Sırasında Ziyaret Defterine Yazdığı Yazı (29 Kasım1937)
Türkiye, 21. yüzyılın başlarında Orta Doğu ülkelerindeki karmaşa ve iç savaşlar nedeniyle yoğun şekilde kitlesel göç dalgalarına maruz kaldı. Özellikle, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sonrasında Suriye’den gelenlere ek olarak, Irak, Afganistan ve diğer bazı ülkelerden katılanlar da dahil ülkemize sayıları kesin olmamakla birlikte 2019 yılına kadar 4 milyon dolayında sığınmacı akın etti. Bu göçmenlerin bir kısmı ülkemizde kalırken bir kısmı kaçak ve tehlikeli yollarla Avrupa ülkelerine geçmek istedi; pek çoğu bu geçişler sırasında yaşamlarını yitirdi. Türkiye’de kalanların yaklaşık yarısı 10 ilde kurulan 25 kadar çadır kentlere ve kamplara, bir kısmı kamu kurumlarına ait binalara yerleştirildi; diğer yarısı ise kendi olanakları ile değişik kentlerde yaşamları sürdürmeye başladı. Türkiye’de bu göçmelere, bir süre kaldıktan sonra kendi ülkelerine dönecekleri beklentisi içinde ve mültecilere tanınan uluslararası yasal haklardan kaçınmak için “misafirler” denilmesi uygun görüldü. Ülkenin hemen bütün sektörleri bu kişilerin barınması ve bakımı ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu arada, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, Türk Kızılayı ve birçok sivil toplum kuruluşu bu göçmenlere temel sağlık hizmetleri, hastane bakımı ve rehabilitasyon hizmetleri verdi. 2018 yılı itibariyle yarı resmî kurumlar bu gruba 30 – 50 milyar ABD Doları dolaylarında harcama yapıldığını ifade etti.
2013 yılında yayınlanan genelgelerle Suriyeli göçmenlerin Türkiye’nin her yerinde hastaneler dahil sağlık kuruluşlarından ücretsiz olarak yararlanması sağlandı; giderler, il valilikleri tarafından karşılandı. Göçmenlere verilen sağlık hizmetlerinde şu kurallara uyulması genelgelerle duyuruldu: (1) Kayıt işlemi tamamlanmayanlara yalnızca bulaşıcı hastalıklardan korunma ve acil tedavi hizmeti verilir, (2) Genel sağlık sigortalılara sağlanmayan hizmetler göçmenlere de sağlanmaz (estetik cerrahi vb), (3) Türkiye’de çalışma izni alanlar katkı payı öder, (4) Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvurulması esastır, (5) Acil ve zorunlu haller dışında özel sağlık kuruluşuna doğrudan başvurulamaz, (6) Türkiye’ye girmeden önce oluşmuş organ ve uzuv kayıplarına ilişkin tedavi giderleri karşılanmaz.
Suriye’den Türkiye’ye Göç Akını (2016)
Suriyeli göçmenlere 2014 yılında yayımlanan “Geçici Koruma Yönetmeliği” ve “Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar” çerçevesinde geçici koruma statüsüne alınan göçmenlere de sağlık hizmetleri sunulur. Kamplarda yaşayanların her türlü temel sağlık gereksinimleri karşılanır. Bu hizmetler arasında her türlü bulaşıcı hastalıktan korunma ve bağışıklama, gebe ve çocuk izlemleri, çevre sağlığı hizmetleri, sağlıklı su sağlama, beslenme, vektör kontrolü, ilaçlama gibi işler sayılabilir.
Suriyeli göçmenler gerek kamplardan sevk ile gerekse de kamp dışından kayıt altına alındıktan sonra 2. ve 3. basamak kamu ve özel hastanelerinde tedavi edilmektedir. Ancak, aralık 2014 tarihinde yayımlanan bir genelge ile acil ve yoğun bakım gerektiren haller dışında özel hastanelerde alınabilecek tedavi hizmetleri sınırlandırılmıştır. Bu hizmetlerin sunulmasında dil sorunu, göçmenlerin onlara verilen hizmetler hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları ve ulaşım sorunları göçmenlerin aldıkları sağlık hizmetini kısıtlamaktadır.
Prof. Dr. Zafer Öztek, Halk Sağlığı Kuramlar ve Uygulamalar Kitabı, Ankara, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Yayını, 2020, S.996-1000
Kaynaklar
HALK SAĞLIĞI YÖNÜNDEN GÖÇLER VE GÖÇMENLER
Göçmenlerin soysal, kültürel ve sağlık sorunlarını göçün türüne ve şekline göre ele almak uygun olur. İsteyerek yapılan göçlerde ortaya çıkan sorunlar, göç eden kişi önceden göreceli olarak hazırlıklı olduğundan daha kolay çözülebilir. Bu kişiler için önemli olan yeni ortamlarına uyum sorunudur ve bunun çözümü genellikle zamana bağlıdır. Bunun en tipik örneği, 1960’lı yıllarda Avrupa ülkelerine göç eden Türk işçileridir. Bu grup dil engeli, beslenme alışkanlıkları ve sosyal yaşamdaki farklılıklar nedeniyle uyum sıkıntısı çektiler; dil engeli nedeniyle sağlık hizmetlerinden yeteri ölçüde yararlanamadılar; en kolay çözümü getolaşmakta, yani etnik grupların bir arada bulundukları semtlerde yaşayarak çözdüler. Bu kişilerde görülen en önemli sorun “ev özlemi” (gurbet; home sickness) olarak tanımlanabilecek psikosomatik sorunlar oldu. Özellikle kadınlarda enseden başlayıp başa yayılan ağrı yakınmaları ortaya çıktı. Berlin’de yaşayan Türk işçiler arasında yapılan bir araştırmada bu sorunların göçten sonraki ilk 5 yıl içinde göreceli olarak fazla ve giderek azaldığını gösterdi. Ayrıca, ikinci ve sonraki kuşaklarda bu tür sorunlar daha az görülüyordu.
Halk sağlığı açısından asıl üzerinde durulması gereken grup mülteciler, göçe zorlananlar ve sığınmacılardır. Bu gruplardaki göçmenler alışkın oldukları ortamdan farklı sosyal, politik ve coğrafi koşullarda yaşamlarını sürdürürler. Göçmenlerin sağlığı göçten önceki sağlık durumlarına, sosyal düzenlerine, yaptıkları yolculuğun uzunluğuna, yeni çevrelerinin güvenliğine, dil bilip bilmemelerine, gittikleri yerdeki hükümetlerin toplumun kendilerine karşı olan yaklaşımlarına, erişebildikleri hizmet olanaklarına göre değişir. Göçmenlerin sağlık sorunları kısa süre içinde, uzun sürede ve göç edilen bölgede karşılaşılan sağlık sorunları olmak üzere üç grupta değerlendirilir. Sağlık sorunları açısından özellikle risk altındaki grupları bilmekte yarar vardır:
- Bebekler, çocuklar
- Gebeler, lohusalar
- Yalnız kadınlar
- Engelliler
- Yaşlılar
- Kronik hastalığı olanlar
- İnsan ticaretine maruz kalanlar
- Dil sorunu olanlar
Kısa süreli sağlık sorunları
Göçmenlerin ilk karşılaştığı ve hızla müdahale edilmesi gereken sorunlardır. Göç eden kişilerde görülen kısa süreli sağlık sorunları şunlardır:
- Beslenme bozuklukları
- Dehidratasyon
- Şok
- Yanıklar
- Yaralanmalar
- Besin zehirlenmeleri
- Üreme sağlığı sorunları
- Boğulmalar
- Su ile ve oral yolla bulaşan hastalıklar (Hepatit A, Tifo, polio vb)
- Hava ile bulaşan hastalıklar (Influenza, TBC, Kızamık vb)
- Paraziter hastalıklar (Sıtma, Tripanasoma vb)
- Yakın temasla bulaşan hastalıklar (Bit, Pire vb)
Uzun süreli sağlık sorunları
Bu sorunlar genellikle göç sırasında teşhis edilemediği ve uygun şekilde tedavi edilmediği ya da müdahalede geç kalındığı için kronikleşen hastalıklar ve göçmen toplumunun genel sağlık düzeyini bozan durumlardır. Bu durumlar kişilerin göçmenlik durumu kalktıktan sonra dahi devam edebilir. Uzun süreli sağlık sorunların başlıcaları şunlardır:
- Yetersiz doğum öncesi bakım sonucu bebeklerde büyüme ve gelişme gerilikleri
- Anne, bebek ve çocuk ölümlerinde artış
- Kronik beslenme yetersizlikleri
- İyot yetersizliği
- D vitamini yetersizliği
- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
- Diyabet, hipertansiyon, kanser ve diğer kronik hastalıklar ve bunlara bağlı komlikasyonlar
- Ruh sağlığı sorunları
- Alkol bağımlılığı
- Madde bağımlılığı
- Şiddet
- Hastalık yükünde artış
Göç edilen bölgede sağlık sorunları
Göçmenler, özellikle kitlesel olarak olan göçler sonrasında, gittikleri bölgenin de sağlık sorunlarının değişmesine ya da artmasına neden olabilirler. Bunlar arasında şunlar sayılabilir:
- Yeni ortaya çıkan ya da yeniden görülen bulaşıcı hastalıklar
- Rutin sağlık hizmetinin aksamasına bağlı sağlık sorunları
- Çevre sağlığı sorunları
- Şiddet
- Sağlık hizmetlerinde kayıt ve bildirim eksikliği
- Bölgenin epidemiyolojik ölçütlerinde kötüleşme
TÜRKİYE’DE GÖÇMENLERE SAĞLIK HİZMETLERİ
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan buyana göç olgusuyla karşı karşıyadır. 1923 yılında yapılan Lozan Barış Konferansında nüfus değişimine ilişkin kararlar da alınmıştı. Antlaşma çerçevesinde 400 bin dolayında göçmen Türkiye’ye geldi; bunlardan 350.000 kadarı devlet eliyle ülkeye getirildi, sağlık kontrollerinden geçirildi, kendilerine ev ve arazi verildi, üretici duruma getirilmeleri için programlar uygulandı. Bu kişiler için örnrk (numune) köyler oluşturuldu. Bu köylerin ilki Ankara yakınlarındaki “Ahi Mes’ud” çiftliğidir (sonra Etimesğut). Bu çiftlik satın alınarak burada, yollarıyla, evleriyle ve kuruluşlarıyla zamanın modern köyü oluşturuldu. Okul, içme suyu, çarşı, han, hamam, çamaşırhane yapıldı, elektrik bağlandı; 1930 yılında bir devlet hastanesi (Numune Sıhhat Merkezi) hizmete girdi. Bu hastane özellikle sıtma ile mücadelede büyük bir başarı elde etti. Bataklıkların kurutulmasında devlet hastanesinde görev yapan hekimler Atatürk’ün de övgüsünü kazandı. Ulu Önder bu nahiyeye (bucağa) yaptığı bir ziyarette hatıra defterine başhekim Dr. Mehmet Cemallettin Or’u öven bir yazı yazdı. 2 Ağustos 1930 tarihinde adı “Etimesut” olarak değiştirilen Ahi Mesud nahiyesini 29 Kasım 1937 tarihinde ziyaret eden Atatürk, Etimesut İçtimai Hıfzıssıhha Numune Dispanseri hatıra defterinde yerleşkenin adını “Etimesğut” olarak yazdı. Ata’ya atfen nahiyenin adı 24 Aralık 1937 tarihinde “Etimesğut” olarak kabul edildi. (Etimesğut nahiyesi ve bağlı köyleri Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirlmesi dönemin başlarında, 1965 yılında Hacettepe Üniversitesi ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı tarafından “eğitim ve araştırma bölgesi” yapıldı ve uzun yıllar bu amaçla hizmet verdi.)
Atatürk’ün Etimesgut Sağlık Merkezine Yaptığı Ziyaret Sırasında Ziyaret Defterine Yazdığı Yazı (29 Kasım1937)Türkiye, 21. yüzyılın başlarında Orta Doğu ülkelerindeki karmaşa ve iç savaşlar nedeniyle yoğun şekilde kitlesel göç dalgalarına maruz kaldı. Özellikle, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sonrasında Suriye’den gelenlere ek olarak, Irak, Afganistan ve diğer bazı ülkelerden katılanlar da dahil ülkemize sayıları kesin olmamakla birlikte 2019 yılına kadar 4 milyon dolayında sığınmacı akın etti. Bu göçmenlerin bir kısmı ülkemizde kalırken bir kısmı kaçak ve tehlikeli yollarla Avrupa ülkelerine geçmek istedi; pek çoğu bu geçişler sırasında yaşamlarını yitirdi. Türkiye’de kalanların yaklaşık yarısı 10 ilde kurulan 25 kadar çadır kentlere ve kamplara, bir kısmı kamu kurumlarına ait binalara yerleştirildi; diğer yarısı ise kendi olanakları ile değişik kentlerde yaşamları sürdürmeye başladı. Türkiye’de bu göçmelere, bir süre kaldıktan sonra kendi ülkelerine dönecekleri beklentisi içinde ve mültecilere tanınan uluslararası yasal haklardan kaçınmak için “misafirler” denilmesi uygun görüldü. Ülkenin hemen bütün sektörleri bu kişilerin barınması ve bakımı ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu arada, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, Türk Kızılayı ve birçok sivil toplum kuruluşu bu göçmenlere temel sağlık hizmetleri, hastane bakımı ve rehabilitasyon hizmetleri verdi. 2018 yılı itibariyle yarı resmî kurumlar bu gruba 30 – 50 milyar ABD Doları dolaylarında harcama yapıldığını ifade etti.
2013 yılında yayınlanan genelgelerle Suriyeli göçmenlerin Türkiye’nin her yerinde hastaneler dahil sağlık kuruluşlarından ücretsiz olarak yararlanması sağlandı; giderler, il valilikleri tarafından karşılandı. Göçmenlere verilen sağlık hizmetlerinde şu kurallara uyulması genelgelerle duyuruldu: (1) Kayıt işlemi tamamlanmayanlara yalnızca bulaşıcı hastalıklardan korunma ve acil tedavi hizmeti verilir, (2) Genel sağlık sigortalılara sağlanmayan hizmetler göçmenlere de sağlanmaz (estetik cerrahi vb), (3) Türkiye’de çalışma izni alanlar katkı payı öder, (4) Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvurulması esastır, (5) Acil ve zorunlu haller dışında özel sağlık kuruluşuna doğrudan başvurulamaz, (6) Türkiye’ye girmeden önce oluşmuş organ ve uzuv kayıplarına ilişkin tedavi giderleri karşılanmaz.
Suriye’den Türkiye’ye Göç Akını (2016)Suriyeli göçmenlere 2014 yılında yayımlanan “Geçici Koruma Yönetmeliği” ve “Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar” çerçevesinde geçici koruma statüsüne alınan göçmenlere de sağlık hizmetleri sunulur. Kamplarda yaşayanların her türlü temel sağlık gereksinimleri karşılanır. Bu hizmetler arasında her türlü bulaşıcı hastalıktan korunma ve bağışıklama, gebe ve çocuk izlemleri, çevre sağlığı hizmetleri, sağlıklı su sağlama, beslenme, vektör kontrolü, ilaçlama gibi işler sayılabilir.
Suriyeli göçmenler gerek kamplardan sevk ile gerekse de kamp dışından kayıt altına alındıktan sonra 2. ve 3. basamak kamu ve özel hastanelerinde tedavi edilmektedir. Ancak, aralık 2014 tarihinde yayımlanan bir genelge ile acil ve yoğun bakım gerektiren haller dışında özel hastanelerde alınabilecek tedavi hizmetleri sınırlandırılmıştır. Bu hizmetlerin sunulmasında dil sorunu, göçmenlerin onlara verilen hizmetler hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları ve ulaşım sorunları göçmenlerin aldıkları sağlık hizmetini kısıtlamaktadır.
Prof. Dr. Zafer Öztek, Halk Sağlığı Kuramlar ve Uygulamalar Kitabı, Ankara, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Yayını, 2020, S.996-1000
Kaynaklar
- Abadan Unat N. “Federal Almanya’nın 1966-76’de geçirdiği ekonomik buhran açısından yabancı işgücü ve Türk işçilerinin durumu”, A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 26(4), s. 159-180, 1071.
- Abadan Unat N. Batı Almanya’daki Türk İşçileri ve Sorunları, Ankara, DPT yayını, 1964.
- Abadan Unat N.“Yurtdışına Göçen Türk İş Gücü ve Dönüş Eğilimleri”, Ankara Üniversitesi sBf Dergisi, cilt 27(2), s. 183-206, 1972.
- Akçakoca M. Kitlesel Göçlerde Sağlık hizmetleri Sunumu, S.B. Acil Genel Müdürlüğü, 17.04.2015.
- Aksoy E. “Yörük ve Türkmenlerin Sosyo- Kültürel Yapısı (Kırıkkale Karakeçili Aşireti Örneği), Hacettepe Üniversitesi SBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara: Hacettepe Üniversitesi, 2001.
- Bocker A. “The Impact of Host-Society Institutions on the Integration of Turkish Immigrants in Germany and Netherlands”, Conference on the Integration of Immigrants from Turkey in Austria, Germany and Holland, Boğaziçi Universitesi, İstanbul, February 27-28, 2004.
- Dural B. Mevsimlik Tarım İşçisi Göçer/ Yarı-Göçer Aile Çocuklarının Eğitime Erişim Hakkı Ya Da Bir “Hayaller” Ve “Gerçekler”
- Hikayesi, Kasım 2017, Konferans: 11. Uluslararası KAYSEM Uluslararası Göç ve Mülteci Sorununun Çözümünde Kamu Yönetiminin Rolü Sempozyumu, At: Elazığ- Turkeyhttps://www.researchgate.net/ publication/321289538
- İlhan MN. Göç ve Sağlık, SASAM Enstitüsü Halk Sağlığı Günleri Kongre Kitabı, Ankara, 2015.
- İlhan MN., Gözlü M., Atasever M., Dündar MA., Büyükgök D., Barkan B. Göç ve Halk Sağlığı, ANALİZ Yıl: 2, Sayı 7, Nisan 2016, SASAM Enstitüsü Yayınları. Ankara.
- Karadağ Ö., Altıntaş KH. Mülteciler ve Sağlık, Rewiev Article TAF Prev Med Bull 2010; 9(1):55-62
- Öz CS., Bulut E. “Mevsimlik Tarım İşçilerinin Türk Hukuk Sistemi İçerisindeki Yeri”, ÇSGB Çalışma Dünyası c:1 s:1, Ankara: TC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2013.
- Öztek Z., Bertan M. Yurt Dışına Göç ve Sağlık, H.Ü.Toplum Hekimliği Enstitüsü yayını No.24, Ankara, 1982.
- Sağlık Bakanlığı, https://sgb.saglik.gov.tr/content/files/ haberler/2016OCAK/tbmm.pdf;
- Şahin Kütük B. Türkiye’den Batı Avrupa’ya İşçi Göçünün Sosyolojik Çalışmalara Yansımaları, Sosyoloji Konferansları No: 52 (2015-2) / 609-654 DOI: 10.18368/IU/sk.19012
- Taşdelen, Musa H. “Yurt Dışından Dönen Türk İşçi Ailelerinin Uyum Problemleri”, Sosyoloji Konferansları Dergisi, sayı 23, s. 61- 67, 1991.
- Tekkaş K. Göç Eden Bireylerin Öncelikli Sağlık Sorunları ve Sağlık Hizmetine Ulaşımdaki Engeller, 2017, https://www.researchgate.net/publication/321269097_Goc_Eden_Bireylerin_Oncelikli_Saglik_Sorunlari_ve_Saglik_Hizmetine_Ulasimdaki_Engeller
- Toksabay B. The Health Right of Refugees in Turkey. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, 2010.
- Toole, M.J., Waldman, R.J. The Public Health Aspect of Complex Emergencies and Refugee Situations, Annu Rev Public Health, 1997, 18; 283-312.
- Türk Tabipleri Birliği, Savaş Göç ve Sağlık, Ankara, 2016.
- Yavuz Ö. Türkiye’deki Suriyeli Mültecilere Yapılan Sağlık Yardımlarının Yasal Ve Etik Temelleri, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 30, s. 265-280, 2015