Bu sabah duyduklarımı sizin de duyduğunuza eminim. Hani Cem Yılmaz ‘ne dedi ne dedi?’ diyen bir repliki var ya, bu söze ne kadar da benzemekte. Kulaklarımın yanlış duymadığına emin olmak için kendi yanağıma bir de tokat attım. Televizyonda ismini bile bilmediğim Sanayi’den sorumlu bir bakan konuşuyordu. Sanki kendisi değil de bir başkasının talimatı ile konuşmaya çalıştığını gözlemledim. Ne kadar da inanmak isterim o cümlelere.
Delikanlı zamanımda Ankara’ da yazın gidilecek bir yer olmadığından, Ankara’da bir kısım bir halk akşamları Gençlik Parkına giderdi. Büyük bir havuz, parka gelen insanlara serinlik verirdi. İçinde kayıklar dolaşır, hatta birde GÖL GAZİNOSU diye bir gazino bile vardı. Sonraları burası evlendirme dairesine dönüştü. Benim eşimle nikahımız bu mekânda kıyılmıştı. Gençlik Parkına gelecek halkın kimileri gündüzden börekler yapar, yalancı dolmalar sararlardı.
Kimileri ise börekçiden su böreği paket ettirip getirirlerdi. Çay bahçesine oturan aile bir semaver çay söyler, çıkında ne varsa onları masanın üstüne koyarlar, kayıntı yaparlardı. Kimileri ise Göl Gazinosunda sahne alan ses sanatçılarından şarkılar dinlerdi.
Bir bölümü ise açık hava tiyatrosuna giderdi akşamları. Ya Muammer Karaca yahut ta Muzaffer Hepgüler’ in sahneye koyduğu ‘Lüküs Hayat’ ve ‘Deli Dolu’ adlı komedi türünden tuluat dolu eserler sahnelenirdi. ‘Etnan Bey Duymasın’ yahut ‘Cibali Karakolu’ gibi efsane eserleri Muammer Karaca sahneye koyduğunu hatırlarım.
Kahkahalarla gülerdik, günlük yaşamda karşılaştığımız konuların, komedi türünden sergilenmesine. Halk bu sahne eserlerine çok rağbet edince, değerli yazarlar tiyatro eserlerini çoğaltmaya başladılar.
Muzaffer Hepgüler de bu eserleri sahneye koymaktaki başarısı, Tiyatroyu topluma sevdirmeye yetmekteydi. ‘Kiralık Metre’, ‘Siyasi Madrabazlar, ‘Aşırı Yağcılar’, ‘Asfalt Osman’ ve bilhassa ‘ELLER AYA BİZ YAYA’ adlı eserler dönemin en sevilen tiyatro eserleri içinde idi. Ülkede televizyon diye bir ekranın olmadığı dönemde, edebiyat ve sahne eserleri revaçta olup, beğeni ile izlenirdi. Bu eserlerin hiçbirini kaçırmazdım. Bu iki komedyene birde Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü eklenince, eserler sahnelerde can bulmaya devam etti. ‘Müsait Palas’, ‘Deliler Koalisyonu’ gibi eserler de bu komedyenler tarafından sahnelenmişti.
Burada sayamadığım bir çok eserler kışın İstanbul’da yazın ise Ankara’ da Gençlik Parkındaki açık hava tiyatrosunda sahneye konulurdu.
Hepsine gittim desem yalan olur, ancak cep harçlığımın yettiği müddetçe tiyatroya giderdim. Sinema ya gelen bazı eserleri de seyrederdim ama tiyatro kadar tat vermezdi. Ne kadar anlatsam sahne eserlerini, izlenmediği müddetçe içindeki ince zarif çizgiyi tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır. İktidar sahipleri de bu eserleri dinlemeye gelirler, yapmış oldukları icraatları karikatürize eden bu eserleri dinlerken, kahkaha ile gülerlerdi. Dönemin siyasi liderleri Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmeddin Erbakan gülmekten kendilerini alamazlardı.
Bu tür tuluat oyunlarının son halkası Zeki Alasya ve Metin Akpınar ve sonrası kalan tek kişi ise Müjdat Gezen olduğunu düşünmekteyim. Hani bazı televizyon programları bu konuda yoğun çaba gösterse de o dönemi yakalamalarının imkânsız olduğuna inanırım.
Çünkü günümüzde iktidarın icraatını karikatürize etmenin suç olduğu, düşüncenin hür bir şekilde ifade edilemediği, yürütmeyi tenkit etmenin hakaret sayıldığı bir dönemde yaşamaya çalışmaktayız. Eleştiriye tahammül edemeyen bir iktidarın koltuk korkusu, birçok gerçeğin halktan saklandığı, sahtekarlığın tavan yapıldığı, rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemden geçmekteyiz. Sahte diplomaların dağıtıldığı, sahte kimliklerin satıldığı, gerçek diplomaların iptal edildiği bir dönem yaşamaktayız.
Halkın gözüne baka baka yalan söylendiği, delilsiz kanıtsız insanların anlaşılmaz iddialarla tutuklu olduğu, sahtekarlıktan suç giymiş kişilerin yalan beyanla insanların göz altına alındığı bir Türkiye’de yaşamaya çalışmaktayız.
Türkiye’de işçi ve emekli vatandaşların 43 milyon civarında olduğunu tahmin etmekteyim. Yapılan ücret tartışmasında devletin verdiği zam %15-16 civarında zam cebren kabul olundu. Oysa elektriğe, doğal gaza, ev kirasına, ekmeğe, yumurtaya, süte, benzine, mazota, doğal gaza velhasıl iğneden ipliğe yapılan zam, bu değerin bir veya birkaç misli olduğunu unutmamak gerek. Üretim olmadığı bir ülkede enflasyonu tutamazsınız.
Ülkemde enflasyonun tavan yaptığı, üretimin durduğu, ithalatın da zirve yaptığı bir dönemden geçmekteyiz. Cari açık 2023 de 24.83 miyar dolar iken, 2025 ilk altı ayda 16.03 milyar dolara tırmandığını unutmamak gerek.
Türkiye de bunlar yaşanırken bir adam çıkıyor ekrana bu sabah, Fatih Kacır, vede ‘2026, Ay misyonumuz için hazırladığımız milli uzay aracımızı tamamladığımız yıl olacak, yakın tarihte aya gideceğiz’ Hani bunu Muammer Karaca, veya Muzaffer Hepgüler söylese kahkaha ile gülersiniz. Nasıl derler eskiler, hatırlayın ‘Ayranı yok içmeye taht-ı revan ile gider hacete’, Cem Yılmaz eğer duymuşsa bu sözleri, mutlaka bir elini yumruk yapıp, diğer elinin avucu ile vurup ‘Ne Dedi Ne Dedi?’ diye sorduğunu hayal gibi görmekteyim diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer; Ankara, 10 Eylül 2025
Delikanlı zamanımda Ankara’ da yazın gidilecek bir yer olmadığından, Ankara’da bir kısım bir halk akşamları Gençlik Parkına giderdi. Büyük bir havuz, parka gelen insanlara serinlik verirdi. İçinde kayıklar dolaşır, hatta birde GÖL GAZİNOSU diye bir gazino bile vardı. Sonraları burası evlendirme dairesine dönüştü. Benim eşimle nikahımız bu mekânda kıyılmıştı. Gençlik Parkına gelecek halkın kimileri gündüzden börekler yapar, yalancı dolmalar sararlardı.
Kimileri ise börekçiden su böreği paket ettirip getirirlerdi. Çay bahçesine oturan aile bir semaver çay söyler, çıkında ne varsa onları masanın üstüne koyarlar, kayıntı yaparlardı. Kimileri ise Göl Gazinosunda sahne alan ses sanatçılarından şarkılar dinlerdi.
Bir bölümü ise açık hava tiyatrosuna giderdi akşamları. Ya Muammer Karaca yahut ta Muzaffer Hepgüler’ in sahneye koyduğu ‘Lüküs Hayat’ ve ‘Deli Dolu’ adlı komedi türünden tuluat dolu eserler sahnelenirdi. ‘Etnan Bey Duymasın’ yahut ‘Cibali Karakolu’ gibi efsane eserleri Muammer Karaca sahneye koyduğunu hatırlarım.
Kahkahalarla gülerdik, günlük yaşamda karşılaştığımız konuların, komedi türünden sergilenmesine. Halk bu sahne eserlerine çok rağbet edince, değerli yazarlar tiyatro eserlerini çoğaltmaya başladılar.
Muzaffer Hepgüler de bu eserleri sahneye koymaktaki başarısı, Tiyatroyu topluma sevdirmeye yetmekteydi. ‘Kiralık Metre’, ‘Siyasi Madrabazlar, ‘Aşırı Yağcılar’, ‘Asfalt Osman’ ve bilhassa ‘ELLER AYA BİZ YAYA’ adlı eserler dönemin en sevilen tiyatro eserleri içinde idi. Ülkede televizyon diye bir ekranın olmadığı dönemde, edebiyat ve sahne eserleri revaçta olup, beğeni ile izlenirdi. Bu eserlerin hiçbirini kaçırmazdım. Bu iki komedyene birde Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü eklenince, eserler sahnelerde can bulmaya devam etti. ‘Müsait Palas’, ‘Deliler Koalisyonu’ gibi eserler de bu komedyenler tarafından sahnelenmişti.
Burada sayamadığım bir çok eserler kışın İstanbul’da yazın ise Ankara’ da Gençlik Parkındaki açık hava tiyatrosunda sahneye konulurdu.
Hepsine gittim desem yalan olur, ancak cep harçlığımın yettiği müddetçe tiyatroya giderdim. Sinema ya gelen bazı eserleri de seyrederdim ama tiyatro kadar tat vermezdi. Ne kadar anlatsam sahne eserlerini, izlenmediği müddetçe içindeki ince zarif çizgiyi tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır. İktidar sahipleri de bu eserleri dinlemeye gelirler, yapmış oldukları icraatları karikatürize eden bu eserleri dinlerken, kahkaha ile gülerlerdi. Dönemin siyasi liderleri Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmeddin Erbakan gülmekten kendilerini alamazlardı.
Bu tür tuluat oyunlarının son halkası Zeki Alasya ve Metin Akpınar ve sonrası kalan tek kişi ise Müjdat Gezen olduğunu düşünmekteyim. Hani bazı televizyon programları bu konuda yoğun çaba gösterse de o dönemi yakalamalarının imkânsız olduğuna inanırım.
Çünkü günümüzde iktidarın icraatını karikatürize etmenin suç olduğu, düşüncenin hür bir şekilde ifade edilemediği, yürütmeyi tenkit etmenin hakaret sayıldığı bir dönemde yaşamaya çalışmaktayız. Eleştiriye tahammül edemeyen bir iktidarın koltuk korkusu, birçok gerçeğin halktan saklandığı, sahtekarlığın tavan yapıldığı, rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemden geçmekteyiz. Sahte diplomaların dağıtıldığı, sahte kimliklerin satıldığı, gerçek diplomaların iptal edildiği bir dönem yaşamaktayız.
Halkın gözüne baka baka yalan söylendiği, delilsiz kanıtsız insanların anlaşılmaz iddialarla tutuklu olduğu, sahtekarlıktan suç giymiş kişilerin yalan beyanla insanların göz altına alındığı bir Türkiye’de yaşamaya çalışmaktayız.
Türkiye’de işçi ve emekli vatandaşların 43 milyon civarında olduğunu tahmin etmekteyim. Yapılan ücret tartışmasında devletin verdiği zam %15-16 civarında zam cebren kabul olundu. Oysa elektriğe, doğal gaza, ev kirasına, ekmeğe, yumurtaya, süte, benzine, mazota, doğal gaza velhasıl iğneden ipliğe yapılan zam, bu değerin bir veya birkaç misli olduğunu unutmamak gerek. Üretim olmadığı bir ülkede enflasyonu tutamazsınız.
Ülkemde enflasyonun tavan yaptığı, üretimin durduğu, ithalatın da zirve yaptığı bir dönemden geçmekteyiz. Cari açık 2023 de 24.83 miyar dolar iken, 2025 ilk altı ayda 16.03 milyar dolara tırmandığını unutmamak gerek.
Türkiye de bunlar yaşanırken bir adam çıkıyor ekrana bu sabah, Fatih Kacır, vede ‘2026, Ay misyonumuz için hazırladığımız milli uzay aracımızı tamamladığımız yıl olacak, yakın tarihte aya gideceğiz’ Hani bunu Muammer Karaca, veya Muzaffer Hepgüler söylese kahkaha ile gülersiniz. Nasıl derler eskiler, hatırlayın ‘Ayranı yok içmeye taht-ı revan ile gider hacete’, Cem Yılmaz eğer duymuşsa bu sözleri, mutlaka bir elini yumruk yapıp, diğer elinin avucu ile vurup ‘Ne Dedi Ne Dedi?’ diye sorduğunu hayal gibi görmekteyim diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer; Ankara, 10 Eylül 2025