Ana içeriğe geç

Tek Sağlık

İbn-i Sina’dan Günümüze Tek Sağlık: Tarihsel Süreçte Türk Sağlık Geleneği, Uluslararası Sağlık Yönetimi ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Mirası

21. yüzyılda insanlık, COVID-19 pandemisi başta olmak üzere zoonotik hastalıklar, iklim değişikliği, antimikrobiyal direnç, gıda güvenliği sorunları ve çevresel krizler nedeniyle sağlık kavramını yeniden düşünmeye başlamıştır. Bu süreçte uluslararası kuruluşlar tarafından öne çıkarılan “Tek Sağlık (One Health)” yaklaşımı; insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini kabul eden bütüncül bir anlayış olarak öne çıkmaktadır.
21 Haziran 2026  |  Bekir Metin  | 

Giriş

21. yüzyılda insanlık, COVID-19 pandemisi başta olmak üzere zoonotik hastalıklar, iklim değişikliği, antimikrobiyal direnç, gıda güvenliği sorunları ve çevresel krizler nedeniyle sağlık kavramını yeniden düşünmeye başlamıştır. Bu süreçte uluslararası kuruluşlar tarafından öne çıkarılan “Tek Sağlık (One Health)” yaklaşımı; insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini kabul eden bütüncül bir anlayış olarak öne çıkmaktadır.

Her ne kadar “Tek Sağlık” kavramı modern terminoloji içerisinde son yirmi yılın önemli sağlık paradigmalarından biri olarak değerlendirilse de, bu yaklaşımın düşünsel kökenleri insanlık tarihinin çok daha eski dönemlerine uzanmaktadır. Özellikle Türk-İslam medeniyeti içerisinde yetişen hekimler, bilim insanları ve devlet yöneticileri; insan sağlığını çevre, hayvanlar, yaşam koşulları ve toplumsal düzen ile birlikte değerlendiren uygulamalar geliştirmiştir.

Bu nedenle Tek Sağlık yaklaşımı yalnızca modern bir sağlık politikası değil; aynı zamanda geçmişten günümüze uzanan tarihsel bir sağlık kültürünün günümüzde yeniden yorumlanmış biçimi olarak değerlendirilmelidir.

İbn-i Sina ve Tek Sağlık Düşüncesinin Tarihsel Temelleri

Türk-İslam medeniyetinin yetiştirdiği en büyük hekimlerden biri olan İbn-i Sina (980–1037), yalnızca tıp biliminin değil aynı zamanda koruyucu sağlık anlayışının da öncülerinden biridir.

İbn-i Sina’nın “El-Kanun fi’t-Tıb” adlı eseri yaklaşık altı yüz yıl boyunca Avrupa ve Asya’da temel tıp kitabı olarak okutulmuştur. İbn-i Sina; hastalıkların oluşumunda çevresel koşulların, suyun, havanın, beslenmenin ve yaşam biçiminin etkilerini ayrıntılı biçimde ele almıştır.

Bugün Tek Sağlık yaklaşımının temel ilkeleri arasında yer alan;

  • Temiz çevre,
  • Sağlıklı su kaynakları,
  • Hayvanlarla ilişkili hastalıkların önlenmesi,
  • Toplum sağlığının korunması,
  • Koruyucu hekimlik,

gibi konular İbn-i Sina’nın eserlerinde açık biçimde görülmektedir.

Bu nedenle İbn-i Sina, modern anlamda Tek Sağlık kavramını kullanmamış olsa da Tek Sağlık düşüncesinin tarihsel öncülerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Bütüncül Sağlık Anlayışı

Türklerin hüküm sürdüğü son bin yıllık tarih incelendiğinde sağlık hizmetlerinin yalnızca bireyin tedavisine yönelik olmadığı görülmektedir.

Selçuklu Darüşşifaları ve Osmanlı Şifahaneleri; tedavi, eğitim, sosyal yardım ve halk sağlığını aynı çatı altında birleştiren kurumlar olarak faaliyet göstermiştir.

Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifası (1206), Sivas Darüşşifası ve Edirne II. Bayezid Darüşşifası gibi kurumlar yalnızca hastaların tedavi edildiği merkezler değil aynı zamanda hekim yetiştiren eğitim kurumları niteliğindeydi.

Osmanlı döneminde özellikle:

  • Su yollarının korunması,
  • Şehir temizliği,
  • Mezbaha kontrolleri,
  • Hayvan sağlığı uygulamaları,
  • Karantina tedbirleri,
  • Liman denetimleri,

gibi uygulamalar günümüz Tek Sağlık yaklaşımının erken örnekleri olarak değerlendirilebilir.

1838 yılında kurulan Karantina Teşkilatı ve daha sonra geliştirilen tahaffuzhaneler, insan hareketleri ile bulaşıcı hastalıkların ilişkisini dikkate alan önemli halk sağlığı kurumları olmuştur.

Uluslararası Sağlık Konferansları ve Tek Sağlık Yaklaşımının Kurumsal Temelleri

Sanayi Devrimi sonrasında artan ticaret, göç ve ulaşım faaliyetleri bulaşıcı hastalıkların uluslararası boyut kazanmasına yol açmıştır.

Bu nedenle 1851 yılında Paris’te ilk Uluslararası Sağlık Konferansı toplanmıştır.

1851 ile 1938 yılları arasında toplam 14 Uluslararası Sağlık Konferansı gerçekleştirilmiştir.

Bu konferansların temel amacı;

  • Kolera,
  • Veba,
  • Sarıhumma,

gibi salgın hastalıkların uluslararası yayılımını önlemekti.

Her ne kadar bu konferanslarda “Tek Sağlık” kavramı kullanılmamış olsa da;

  • İnsan hareketleri,
  • Çevresel koşullar,
  • Limanlar,
  • Ticaret yolları,
  • Hayvan kaynaklı bulaşıcı hastalıklar,

arasındaki ilişkiler tartışılmıştır.

Dolayısıyla bu konferanslar günümüz Tek Sağlık yaklaşımının uluslararası yönetişim temelini oluşturan ilk girişimler olarak değerlendirilebilir.

Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü

22 Temmuz 1946 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO-DSÖ) Anayasası imzalanmış, örgüt 7 Nisan 1948 tarihinde faaliyetlerine başlamıştır.

DSÖ Anayasası’nda yer alan;

“Sağlık yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.” tanımı sağlık tarihinin en kapsamlı yaklaşımlarından biri kabul edilmektedir.

Bu tanım dahi Tek Sağlık yaklaşımının düşünsel çerçevesi ile büyük ölçüde uyumludur.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü (International Health Regulations-IHR) ise ülkeler arasında salgın hastalıkların erken tespiti, bildirimi ve kontrolünü amaçlayan küresel bir mekanizma oluşturmuştur.

Özellikle 2005 yılında güncellenen IHR düzenlemeleri;

  • Zoonotik hastalıkları,
  • Biyolojik tehditleri,
  • Çevresel riskleri,
  • Uluslararası yayılım potansiyeli taşıyan olayları,

bir bütün olarak ele almaktadır.

Bu nedenle günümüzde Tek Sağlık yaklaşımının küresel hukuki ve yönetsel altyapısının önemli ölçüde Uluslararası Sağlık Tüzüğü üzerine inşa edildiği söylenebilir.

Cumhuriyet Dönemi ve Tek Sağlık Yaklaşımının Kurumsallaşması

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında ülke;

  • Sıtma,
  • Verem,
  • Trahom,
  • Frengi,
  • Tifüs,
  • Kolera,

gibi salgın hastalıklarla mücadele etmek zorundaydı.

Bu dönemde sağlık politikalarının mimarı olan Dr. Refik Saydam, koruyucu sağlık hizmetlerini devlet politikası haline getirmiştir.

Refik Saydam döneminde;

  • Umumi Hıfzıssıhha Kanunu,
  • Sağlık teşkilatlanması,
  • Sağlık personeli eğitimi,
  • Bulaşıcı hastalıklarla mücadele programları,
  • Aşılama çalışmaları,

eş zamanlı olarak yürütülmüştür.

Bu yaklaşım günümüz Tek Sağlık modelinin temel prensipleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu: Türkiye’nin Tek Sağlık Hafızası

1928 yılında kurulan Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi ve daha sonra 1936 yılında açılan Hıfzıssıhha Okulu, Cumhuriyet tarihinin en önemli halk sağlığı kurumlarından biri olmuştur.

Enstitü;

  • Aşı üretimi,
  • Serum üretimi,
  • Laboratuvar hizmetleri,
  • Epidemiyolojik izleme,
  • Halk sağlığı araştırmaları,
  • Sağlık personeli eğitimi,

alanlarında faaliyet göstermiştir.

Kurumda yalnızca hekimler değil;

  • Veteriner Hekimler,
  • Biyologlar,
  • Kimyagerler,
  • Bakteriyologlar,

da görev almıştır.

Bu disiplinler arası yapı Tek Sağlık yaklaşımının en önemli özelliklerinden biridir.

Türkiye’nin ilk kadın veteriner hekimlerinden Sabire Aydemir’in Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde bakteriyoloji alanında görev yapmış olması da insan ve hayvan sağlığı arasındaki bilimsel iş birliğinin dikkat çekici örneklerinden biridir.

1930’lu yıllardan itibaren üretilen kolera, çiçek, tifüs, kuduz ve diğer aşılar yalnızca Türkiye’nin değil bazı yabancı ülkelerin de ihtiyaçlarını karşılamıştır. Çin’e kolera aşısı gönderilmesi bunun dikkat çekici örneklerinden biridir.

Hıfzıssıhha’nın Kapatılması ve Sonuçları

2011 yılında Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’nın kapatılması sağlık camiasında uzun süre tartışılmıştır.

Bu konuda farklı görüşler bulunmakla birlikte özellikle COVID-19 pandemisi sırasında;

  • Yerli aşı üretimi,
  • Referans laboratuvar kapasitesi,
  • Salgın yönetimi,
  • Bilimsel kurumsal hafıza,

konularında Hıfzıssıhha’nın eksikliği sıkça gündeme gelmiştir.

Bir kurum yalnızca binalardan veya laboratuvarlardan oluşmaz.

Kurumsal hafıza, yetişmiş insan gücü, araştırma kültürü ve uluslararası iş birlikleri de en az fiziksel altyapı kadar önemlidir.

Bu açıdan değerlendirildiğinde Hıfzıssıhha’nın kapatılmasının Türkiye’nin halk sağlığı kapasitesi açısından önemli bir boşluk oluşturduğu yönünde güçlü görüşler bulunmaktadır.

Sonuç

Tek Sağlık yaklaşımı her ne kadar modern bir kavram olarak görünse de kökleri İbn-i Sina’ya, Selçuklu darüşşifalarına, Osmanlı karantina sistemlerine ve Cumhuriyet’in koruyucu sağlık politikalarına kadar uzanmaktadır.

1851 yılında başlayan Uluslararası Sağlık Konferansları, Dünya Sağlık Örgütü’nün kuruluşu ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü ile gelişen küresel sağlık yönetişimi; insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte değerlendiren anlayışın kurumsal temelini oluşturmuştur.

Türkiye’de ise bu anlayışın en somut kurumsal temsilcilerinden biri Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu olmuştur.

Bugün Tek Sağlık yaklaşımının yeniden önem kazanması; geçmişteki deneyimlerin, özellikle Hıfzıssıhha mirasının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Geleceğin sağlık sistemleri yalnızca hastalıkları tedavi eden değil; insanı, hayvanı ve çevreyi birlikte koruyan bütüncül yapılara ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle Tek Sağlık yaklaşımı yalnızca geleceğin değil, aynı zamanda geçmişten günümüze taşınan güçlü bir medeniyet ve bilim mirasının da devamı niteliğindedir.

Kaynakça
  1. İbn-i Sina. El-Kanun fi’t-Tıb (Canon of Medicine). Çeşitli baskılar ve çeviriler, 11. yüzyıl.
  2. Schwabe, Calvin W. Veterinary Medicine and Human Health. 3rd Edition, Williams & Wilkins, Baltimore, USA, 1984.
  3. Zinsstag, Jakob ve ark. “Climate Change and One Health.” FEMS Microbiology Letters, Cilt 365, Sayı 11, 2018.
  4. Serpen, Ahmet. “Tek Sağlık Yaklaşımının Kökeni: Dünyada ve Türkiye’deki Gelişmeler.” Journal of One Health Research, 2023.
  5. Şimşek, H. “Dr. İbrahim Refik Saydam’ın Hayatı ve Koruyucu Hekimlikteki Başarıları.” 2023.
  6. “Refik Saydam: A Pioneer in the Fight Against Infectious Diseases.” Infectious Diseases and Clinical Microbiology Journal, 2021.
  7. Metin, Bekir. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu’nun: Dünü, Bugünü ve Geleceği. Tek Sağlık Arşivi, 2024–2025.
  8. Türkiye Cumhuriyeti Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 1930.
  9. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Constitution of the World Health Organization, 1946.
  10. Dünya Sağlık Örgütü. International Health Regulations (IHR 2005). Geneva, Switzerland.
teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

Tercihleriniz kaydedildi