Geleceği Sağlıkla Dönüştürmek Mümkün mü?
Hayatta bazı dönemler vardır; herkesin ilgi gösterdiği alanların dışında kalan, çoğu insanın sorumluluk almak istemediği meseleleri daha yakından fark etmeye başlarsınız. “Tek sağlık” yaklaşımı ya da başka bir ifadeyle “bütüncül sağlıklı hayat” anlayışı da uzun yıllar boyunca bana böyle bir alan gibi göründü. Pek çok kişinin dahil olmak istemediği bu alan, aslında geleceğin en önemli dönüşüm başlıklarından biri olma potansiyelini içinde taşıyor.
Sağlık alanına olan ilgim lise yıllarında başladı. Yaşıtlarıma göre sağlık bilinci üzerinde daha fazla bilgi edindim. İstanbul’da “yeniden yapılandırma, değişim mühendisliği gibi” alanlarda çeşitli şirketlerde çalıştıktan sonra askerlik dönemimde askeri hastanede, yeniden sağlık alanına adım attım. Askeri hastanenin hizmet süreçlerinin yeniden yapılandırılması sırasında edindiğim deneyimler ise bu ilgiyi daha somut bir mesleki yolculuğa dönüştürdü. Böylece kendimi sağlık sisteminin içinde buldum ve o günden itibaren Sağlık Bakanlığı’na bağlı birçok kurum ve kuruluşta birbirinden farklı dönüşüm çalışmalarında görevler üstlendim.
Sağlık alanındaki meslek hayatıma koruyucu sağlık hizmetleri alanında başladım. Yüksek lisans eğitimim sürecinde ise acil sağlık hizmetleri alanında çalışmaya devam ettim. Hastanelerde sağlık hizmeti kalitesinin geliştirilmesine yönelik uygulamalarda görev almak, sağlık sisteminin işleyişini daha yakından görmemi sağladı. Bunun yanında, ulusal sağlık sisteminin ve sağlık teşkilatının yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmaların çekirdek ekibinde yer almak, bakış açımın önemli ölçüde genişlemesine katkıda bulundu.
Sağlığın birbirinden farklı alanlarında edindiğim bu deneyimler, beni zamanla ülkemizin “Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı” içinde görev almaya yöneltti. Program kapsamında Değişim Yönetimi Sorumlusu olarak çalışırken, aslında bugün “tek sağlık yaklaşımı” olarak ifade edilen anlayışın ülkemizdeki ilk uygulama örneklerinden birinin hayata geçirildiğini daha net görme fırsatı buldum.
Peki bu program ülkemizdeki ilk “tek sağlık” uygulaması olarak değerlendirilebilir mi?
Türkiye, bu programı uygulamaya başladıktan yaklaşık beş yıl sonra, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan “Sağlık 2020” yaklaşımıyla benzer bir “çok sektörlü sağlık sorumluluğu” anlayışının ülkeler için önerildiğine tanıklık etti. Ülkemiz ise bu yaklaşımı daha erken dönemde uygulamaya koymuş; kamu kurumları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler gibi farklı paydaşların sürece aktif katılımını sağlamaya çalışmıştı. Bunu yaparken de birçok ülkede olduğu gibi işin yasal mevzuat alanı ile ilgili çalışmaları da gerçekleştirmişti. Bu amaçla Programın sürdürülebilir bir yapıya kavuşabilmesi için 2014/21 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayımlandı ve ardından da programın Kalkınma Programı’na dahil edilmesi sağlanarak kurumsal sahiplenmeyi güçlendiren önemli bir mekanizma oluşturulmuş oldu.
Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı yalnızca sağlık sektörünü değil, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bütüncül bir dönüşüm vizyonu sunuyordu. Bu yaklaşım; kamu kurumlarından sivil topluma, meslek kuruluşlarından eğitim sistemine kadar geniş bir yapının birlikte hareket etmesini gerektiriyordu.
Bizler, tek sağlık gibi birçok ülke için karmaşık gözüken bir alanda dahi geçmişten gelen deneyimlerimizin avantajını yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Çünkü bu yaklaşımın tarihsel ve düşünsel kökleri oldukça eskiye dayanıyor. Sağlık alanında “Büyük Üstad” olarak anılan İbn Sina’nın El-Kanun fi't-Tıb adlı eserinde ele aldığı bütüncül sağlık anlayışı, günümüz tek sağlık yaklaşımıyla önemli benzerlikler taşır. Belki de bugün farklı kültürler ve medeniyetler arasındaki etkileşimin artması, bu anlayışın yeniden daha uygulanabilir hâle gelmesini mümkün kılabilir. Yine 1928’de kurulan “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi” de yaptığı çalışmalar ve sağlığa bütüncül bakışı açısından değerlendirildiğinde tek sağlığın erken dönem deneyimlerinden sayılabilir.
Epidemiyolog Calvin Schwabe tarafından temelleri atılan, Manhattan İlkeleri ile yönü belirginleşen tek sağlık yaklaşımı, bugün devletlerin ve toplumların ortak sorunlara birlikte çözüm üretebileceği küresel bir iş birliği alanına dönüşmüş durumdadır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve daha sonra Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) ortak çalışmalarıyla tek sağlık yaklaşımı artık küresel ölçekte kurumsal bir iş birliği çerçevesine dönüşmüştür.
Eğer “Tek Sağlık” fikri bu kadar doğruysa, neden dünya genelinde uygulanması hâlâ zor?
Yukarıda konu ile olan ilişkim ve konunun kısa hikayesine değindikten sonra hepimiz için asıl meseleyi de ele almakta yarar görüyorum. Tek sağlığın kavramsal çerçevesini oluşturmak ya da küresel yönetim mekanizmalarını kurmak işin görece kolay kısmıdır. Ben bunu “karmaşık kolaylık” olarak tanımlıyorum. Çünkü asıl mesele, insanların bu sürece gönüllü biçimde dahil olmasını sağlamaktır. İşte işin zor tarafı da tam olarak burada başlıyor. İnsanların ortak bir sağlık anlayışı etrafında birleşmesini sağlamak, teknik çözümler üretmekten çok daha zor bir sosyal süreçtir. Bu nedenle ben bu kısmı “basit zorluk” olarak adlandırıyorum.
Tek sağlık yaklaşımının başarılı olabilmesi için yalnızca doktorların, veteriner hekimlerin, biyologların, ekologların, epidemiyologların, virologların ya da çevre mühendislerinin bir araya gelmesi yeterli değildir. Aynı zamanda iyi yönetişim uzmanlarının, değişim yönetimi uzmanlarının ve sosyal psikoloji alanında çalışan profesyonellerin de bu sürece dahil edilmesi gerekir. Çünkü hedeflenen şey; sağlığın bir bütün olduğu bilincinin toplumun tüm kesimlerinde karşılık bulmasını sağlamaksa “insan davranışını, kurumsal dönüşümü ve toplumsal katılımı yönetebilen uzmanlık alanlarına” da ihtiyaç vardır. Bu alanlarda çalışan profesyonellerin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi, sürecin daha güçlü ve sürdürülebilir biçimde ilerlemesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Kaynakça
Yazar Yener Gül, Ankara, 31 Mayıs 2026
DSÖ (WHO)
GTÖ (FAO)
UNEP
DHSÖ (WOAH)