Ana içeriğe geç

Avrupa'nın Kürtaj Politikaları

Avrupa’da Kürtajın Dekriminalizasyonu: Bir Karmaşa ve İki Yüz

Foto: Bianet; Avrupa’nın kürtaj politikalarına baktığımızda, son günlerde ortaya çıkan tablo aslında kıtanın ruh halini özetliyor: Bir yanda ilerici adımlar, diğer yanda gerici tepkiler ve ortada kavram kargaşası.

Avrupa’nın kürtaj politikalarına baktığımızda, son günlerde ortaya çıkan tablo aslında kıtanın ruh halini özetliyor: Bir yanda ilerici adımlar, diğer yanda gerici tepkiler ve ortada kavram kargaşası.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’den gelen haberler, sosyal medyada büyük bir yankı uyandırdı. Birçok haber sitesi ve platform, Lordlar Kamarası’nın aldığı kararı “İngiltere doğuma kadar kürtajı yasallaştırıyor” şeklinde duyurdu. Oysa ki durum göründüğü kadar net değil. Lordlar Kamarası, kadınların kendi gebeliklerini sonlandırması nedeniyle cezai yaptırımla karşılaşmasını sona erdiren bir değişikliği onayladı. Bu, 1861 tarihli Victoria dönemi yasalarıyla soruşturulan yüzlerce kadının akıbetini değiştirecek önemli bir adım. Ancak bu, 1967 tarihli Kürtaj Yasası’nın temel çerçevesini değiştirmiyor.

İşte karmaşanın kalbindeki kavram ayrımı tam da burada yatıyor: Dekriminalizasyon (suç olmaktan çıkarma) ile yasallaştırma aynı şey değil. İngiltere’de kürtaj hâlâ 24 haftalık süreyle sınırlı ve iki doktor onayı gerektiriyor. Değişen şey, bu yasal çerçevenin dışında kalan kadınların artık ceza kovuşturmasına maruz kalmayacak olması.

Bu kavram karmaşası, Avrupa’nın kürtaj politikalarındaki parçalı yapıyı da gözler önüne seriyor. Fransa, 2024 yılında kürtajı anayasasında “güvence altına alınmış bir özgürlük” olarak tanımlayarak radikal bir adım attı. Lüksemburg ve Hollanda zorunlu bekleme sürelerini kaldırdı. Buna karşılık Polonya ve Malta gibi ülkelerde durum neredeyse tam tersi.

Polonya’da 2021’den bu yana yürürlükte olan fiili yasak, trajik sonuçlar doğurdu. 33 yaşındaki Eczacı Dorota Lalik, gebeliğinin 20. haftasında suyunun gelmesi üzerine hastaneye kaldırıldığında, doktorlar kürtaj yapmakta tereddüt etti. “En son ana kadar beklediler” diyor ailenin avukatı, çünkü doktorlar yasal sonuçlardan korkuyordu. Dorota sepsis nedeniyle hayatını kaybetti. Bu vaka, yasal belirsizliğin bir kadının hayatına nasıl mal olabileceğini gösteren acı bir örnek.

AB düzeyinde ise sivil toplum hareketleri boşluğu doldurmaya çalışıyor. “My Voice, My Choice” (Benim Sesim, Benim Seçimim) girişimi, tüm AB ülkelerinde 1,1 milyon imza toplayarak, kısıtlayıcı yasalara sahip ülkelerdeki kadınların başka ülkelerde kürtaja erişimini finanse edecek bir mekanizma talep etti. AB Komisyonu, yeni bir fon kurmak yerine mevcut Avrupa Sosyal Fonu’nun bu amaçla kullanılabileceğini söyledi. Yani, yeni bir hak yaratılmadı ama var olan kaynakların bu yönde kullanılmasının önü açıldı.

Belçikalı Le Soir gazetesinin yerinde tespitiyle, bu “doğru ancak yetersiz bir adım”. Çünkü aynı fon aynı zamanda gıda yardımı ve işsizlerin entegrasyonu gibi başka ihtiyaçları da karşılamak zorunda. Alman Taz gazetesi ise daha sert bir çizgide: “Kadın hakları söz konusu olduğunda AB’nin müşterek iradesi kalmıyor”.

Peki bu tabloda Türkiye nerede? 2827 sayılı Nüfus Planlaması Kanunu’na göre Türkiye’de isteğe bağlı kürtaj 10 haftaya kadar yasal. Ancak yasalarla fiili durum arasındaki makas giderek açılıyor. Bianet’in beş ilde yaptığı araştırma, devlet hastanelerinin büyük bölümünde kürtajın “doktor yok”, “etik değil” veya “kurum politikası” gerekçeleriyle yapılmadığını ortaya koyuyor. İstanbul’da bir devlet hastanesinde görüştüğümüz hekim, “Kürtaj neredeyse yasaklandı” diyor.

Avrupa’daki karmaşa, aslında kürtaj politikalarının hiçbir ülkede “ya tamamen serbest ya tamamen yasak” gibi siyah-beyaz bir tabloya sığmadığını gösteriyor. İngiltere’de kadınlar cezai kovuşturmadan kurtulurken, Polonya’da doktorlar hayat kurtarmaktan çekiniyor. AB, sivil inisiyatiflerin baskısıyla kıyıdan dolaşarak bir fon yaratırken, Fransa anayasasına “kürtaj özgürlüğü” yazıyor.

Aslında tüm bu tartışmaların odağında basit ama hayati bir soru yatıyor: Bir kadının kendi bedeni üzerindeki karar hakkı, siyasi tercihlerin, dini baskıların ve yasal belirsizliklerin neresinde duracak? Avrupa’nın cevabı henüz net değil. Bildiğimiz tek şey, bu karmaşanın bedelini en çok kadınların ödediğidir.

teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

Tercihleriniz kaydedildi