“Eşitsizliğin Bedeli: Türkiye’de Gelir ve Doğuşta Beklenen Yaşam Süresi”
Türkiye’de gelir eşitsizliği, yaşam beklentisini hem ölçülebilir hem de yapısal biçimde şekillendirmeye devam ediyor. Kanıtlar, gelir arttıkça yaşam süresinin uzadığını, ancak bu etkinin eşitsizlik azaltılmadıkça sınırlı kaldığını gösteriyor. Aynı zamanda artan gelir uçurumu, halk sağlığı üzerinde doğrudan olumsuz bir baskı oluşturarak eşitsizliğin başlı başına bir sağlık riski olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye bağlamında gelir, eşitsizlik ve Preston Eğrisi
1960–2022 dönemine ilişkin ampirik analizler, Preston Eğrisi’nin — ulusal gelir ile yaşam beklentisi arasındaki pozitif ilişkiyi gösteren küresel modelin — Türkiye için de geçerli olduğunu doğruluyor. Ulusal gelir yükseldikçe ortalama yaşam süresi artıyor; ancak belirli bir eşiğin ardından ek gelir artışları sağlıkta aynı ölçüde kazanım sağlamıyor.
Orta gelirli ülkeler için kritik olan bu plato etkisi, ekonomik büyümenin tek başına sağlık göstergelerini sürekli iyileştiremeyeceğini gösteriyor. Temel ihtiyaçlar ve temel sağlık hizmetleri karşılandıktan sonra toplumsal refahın dağılımı, toplam servetten daha belirleyici hâle geliyor.
Wilkinson Hipotezi: Eşitsizlik bir sağlık belirleyicisidir
Aynı çalışma, gelir eşitsizliğinin Türkiye’de yaşam beklentisiyle negatif ve anlamlı biçimde ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bu, ortalama gelir artsa bile eşitsiz dağılımın sağlık kazanımlarını aşındırabileceği anlamına geliyor. Eşitsizlik, sağlığı çeşitli mekanizmalar üzerinden etkiliyor:
- Psikososyal stres: Büyük gelir farkları, sosyal karşılaştırmayı, güvensizliği ve kronik stresi artırıyor.
- Maddi yoksunluk: Düşük gelirli gruplar, beslenme, barınma ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde engellerle karşılaşıyor.
- Azalan toplumsal uyum: Eşitsizlik, güveni ve kamusal yatırımlara yönelik kolektif iradeyi zayıflatıyor.
- Bölgesel farklılıklar: Bölgeler arası gelişmişlik farkları, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde eşitsizlik yaratıyor.
Bu mekanizmalar, Türkiye’de ekonomik büyüme sürmesine rağmen yaşam beklentisindeki artış hızının neden yavaşladığını açıklıyor.
Kamu sağlık harcamaları: Eşitsizliğe karşı dengeleyici bir güç
Bulgular, kamu sağlık harcamalarının yaşam beklentisi üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.
Bu sonuç, önemli bir politika mesajı sunuyor: Stratejik kamu yatırımları, eşitsizliğin sağlık üzerindeki maliyetlerini azaltabilir. Türkiye’de sosyoekonomik ve bölgesel farklılıkların belirgin olduğu düşünüldüğünde, koruyucu hizmetlere, birinci basamak sağlık sistemine ve anne‑çocuk sağlığı programlarına eşit erişimin güçlendirilmesi büyük kazanımlar sağlayabilir.
Neden eşitsizlik artık daha kritik?
Türkiye’nin demografik ve sosyoekonomik yapısı hızla değişiyor:
- Kentleşme ve iç göç sağlık ihtiyaçlarını dönüştürüyor.
- Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma biçimleri kırılganlığı artırıyor.
- Eğitim ve toplumsal cinsiyet farkları özellikle kırsal bölgelerde sürüyor.
- Kronik hastalıklar artıyor ve uzun süreli, eşitlikçi sağlık hizmeti gerektiriyor.
Bu koşullarda eşitsizlik, dezavantajı katlayan bir faktöre dönüşüyor. Küçük gelir farkları bile risk faktörlerine maruziyet, sağlık okuryazarlığı ve zamanında tedaviye erişim açısından büyük sonuçlar doğurabiliyor.
Politika çıkarımı: Eşitsizliği azaltmak bir sağlık müdahalesidir
Kanıtlar, Türkiye’nin sağlık politikalarının yalnızca büyüme odaklı yaklaşımlarla ilerleyemeyeceğini gösteriyor. Etkili stratejiler arasında:
- Gelir eşitsizliğini azaltmak için daha adil vergi ve sosyal transfer mekanizmaları,
- Kamu sağlık harcamalarını güçlendirmek, özellikle hizmetten yoksun bölgelerde,
- Eğitime erişimi artırmak, dolaylı olarak sağlık sonuçlarını iyileştirmek,
- Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini azaltmak, çünkü kadınların sosyoekonomik durumu nüfus sağlığını güçlü biçimde etkiliyor,
- Sağlık altyapısı ve iş gücünde bölgesel dengeyi sağlamak, sayılabilir.
Bu adımlar, çalışmanın vardığı temel sonuca uyuyor: Ekonomik büyüme tek başına yeterli değildir; adil dağılım ve sürdürülebilir kamu yatırımı yaşam beklentisini artırmanın anahtarıdır.
Sonuç
Türkiye’de eşitsizliğin bedeli soyut değildir — kaybedilen yaşam yıllarıyla somutlaşır. Gelir artışı yaşam süresini uzatmış olsa da bu kazanımlar, kalıcı eşitsizlikler nedeniyle giderek sınırlanmaktadır. Kanıtlar nettir: Eşitsizliği azaltmak yalnızca ekonomik veya sosyal bir hedef değil, aynı zamanda bir halk sağlığı zorunluluğudur. Yapısal eşitsizlikleri ele alarak ve kamu sağlık sistemini güçlendirerek Türkiye, yaşam beklentisindeki kazanımların toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yayılmasını sağlayabilir.
Kaynakça
Prof. Dr. Ayşegül Akbay, Ankara, 21 Nisan 2026
-
Su Krizi: Avrupa’nın Sessiz Aciliyeti ve Bürokratik Ataleti
Avrupa Birliği · 24 Ocak 2026
-
Bir Tabak Siyaset: Kumanya, Okul Yemekleri, DSÖ ve Türkiye
DSÖ · 20 Ocak 2026
-
Geleneksel Tedavilere DSÖ ve Türkiye Perspektifi
bilimsel kanıt · 9 Ocak 2026