Ana içeriğe geç

Bilinçaltı zihnimiz

Her Şeyin Sizi Etkilemesine Son Verin!

Bilinçaltı, bir şeyi yeterince uzun süre düşündüğümüzde onu bir şekilde kontrol altına alabileceğimize bizi ikna etmeye çalışır. İlk aşamada, her ayrıntıyı analiz ederek hataları önlediğimizi ya da kendimizi acıdan koruduğumuzu düşünerek bunun işe yaradığını sanabiliriz.
27 Nisan 2026  |  Halit Yıldırım  | 

* Başkaları hakkında kötü konuşan insanlarla aynı masada oturmayı bırakın, çünkü siz kalktığınızda, arkasından konuşulan kişi büyük ihtimalle siz olursunuz.

*Başına taç takınca bir palyaçodan kral olmasını bekleyemezsiniz!

Bilinçaltı, bir şeyi yeterince uzun süre düşündüğümüzde onu bir şekilde kontrol altına alabileceğimize bizi ikna etmeye çalışır. İlk aşamada, her ayrıntıyı analiz ederek hataları önlediğimizi ya da kendimizi acıdan koruduğumuzu düşünerek bunun işe yaradığını sanabiliriz.

Ancak, aşırı düşünme bizleri her zaman koruyamadığı gibi aksine, psikologların “kaygı döngüsü” olarak adlandırdığı bir sürecin içine hapsedebilir. Bu döngü ise, beynimiz bir endişeye takılıp kaldığında, onu artan stresle beslediğinde ve ardından bu durumu “çözmek” için düşünmeye devam etmemiz gerektiğine bizi ikna ettiğinde başlar. Ancak ne kadar çok çabalarsak, bir bataklığa düşmüş gibi, durum daha da kötüleşir, bataklıktan çıkmaya ne kadar çabalarsak o kadar derine batabiliriz. “En kötüsü de nedir?” diye sorarsanız yanıt şudur: Endişelendiğimiz şeylerin büyük bir kısmı hiçbir zaman gerçekleşmez!

Şöyle bir fiziksel deney yapalım: Elimizi burnunuzun ucuna kadar yaklaştırdığımızda onu net biçimde göremeyiz, ancak elimizi biraz uzaklaştırdığınızda görüntü berraklaşır. Bu bakış açısıyla, yaşamlarımızdaki sorunlarımızla ilişkimizde de durum benzerdir. Bazı sorunlar, üzerine sürekli düşünerek çözülemez: aksine sağlıklı bir değerlendirme için biraz mesafeye ihtiyaç duyar. Resmin bütününü görebilmek ancak yeterli bir bakış alanı oluşturmakla olasıdır. Bu nedenle, kendimizi zihinsel bir kısır döngünün içinde bulduğumuzda bilinçli olarak geri çekilmeyi denemek gerekecektir. Ve ayrıca kendimize şu soruyu da soralım: “Bu konu üç ay, altı ay ya da bir yıl sonra hâlâ bu kadar önemli olacak mı?” Ancak bu soruya yanıt verirken de kendimize karışı dürüst olmamız gerekir...

Son tahlilde şu önemli kişisel gelişim öngörüsünü de göz ardı etmeyelim: “Sadece kendinden memnun olmayan insanlar başkalarına kötü davranır. Bunu asla unutmayın!”

Yukarıdaki kısa açılımdan da anlaşılacağı gibi bugünkü tema: AŞIRI DÜŞÜNME ve KAYGI Üzerine...

Daniel CHIDIAC’ın 2025 yılında yayımlanan Uluslararası Bestseller kitabı olan “HER ŞEYİN SİZİ ETKİLEMESİNE SON VERİN- “Stop Letting Everything Affect You” Aşırı Düşünmekten, Kendinizi Sabote Etmekten ve Duygusal Kaostan Nasıl Kurtulabilirsiniz?” adlı eserini okuyup derleyerek öne çıkan bazı paragrafları aşağıya aktardım ve bu safhada sizlerle bunu paylaşıyorum:

*Derin duygulara sahip insanlar için en büyük zorluklardan biri, bu özelliklerle birlikte gelen suçluluk duygusudur. Birini fazlasıyla önemsediğiniz için suçluluk hissedersiniz. Her şeyi çok kişisel algıladığınızı düşündüğünüz için kendinizi suçlarsınız. Herkesin size söylediği gibi “işleri akışına bırakamadığınız” için suçluluk duyarsınız. Duygularınızı yoğun bir şekilde yaşadığınızda başkalarının nasıl hissettiğinden de kendinizi sorumlu tutabilirsiniz. Bu nedenle kendi iyiliğinizden ödün vermek pahasına, huzuru ve uyumu korumak için kendinizi sürekli zorlar ve başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirirsiniz. Bu nedenle derin duygulara sahip bazı insanlar, yalnızca başkalarıyla birlikte olmaktan bile kaygı, gerginlik, baş ağrısı ya da yoğun bir yorgunluk yaşayabilir. Çünkü bedeniniz yalnızca kendi duygularınıza değil, çevrenizdeki insanların ve ortamın duygusal yüküne de tepki verir.

* Sizi rahatsız eden bir durumu her tolere ettiğinizde, konuşmak yerine sustuğunuzda, aslında “hayır” demek isterken “evet” dediğinizde bir mesaj vermiş olursunuz. Bu mesaj şudur: “Benim duygularım önemli değil. Benim ihtiyaçlarım önemli değil. Bana istediğin gibi davranabilirsin ve ben bunu kabul ederim.” Ancak bu süreç bir anda başlamaz. Küçük şeylerle başlar... birinin sözünüzü kesmesine sessiz kalmak, bir arkadaşınızın açıklama yapmadan randevuları defalarca iptal etmesine izin vermek, partnerinizin sizi rahatsız eden bir üslupla konuşmasını görmezden gelmek gibi. Başta bunları önemsemez, kendinize bunun büyük bir mesele olmadığını söylersiniz. Ancak zamanla bu davranışlar birikir ve büyür. Ne kadar çok izin verirseniz o kadar fazlası talep edilir. Farkına varmadan, görünmez hissettiğiniz ilişkilerin içinde bulursunuz.

Zor ama gerçek olan şudur: İnsanlar yalnızca sizin gerçekten uyguladığınız sınırlara saygı duyarlar. Sınır koymadığınızda insanların zamanınızı, enerjinizi ve nezaketinizi kendiliğinden suistimal etmeyi bırakmalarını bekleyemezsiniz. Kendinizi sürekli en sona koymak ciddi bir duygusal yük oluşturur. Sürekli uyum sağlayan, taviz veren ve başkalarının hayatını kolaylaştıran kişi olmak, buna karşılık kimsenin sizin için aynı çabayı göstermemesi zamanla hayal kırıklığı ve öfke yaratır.

* Sürekli olarak başkalarının konforu için kendi iyiliğinizi feda ediyorsanız bu cömertlik değil, kendi tükenişinize zemin hazırlamaktır. Şu sloganı da unutmayalım: “Sizi çevrelerine dahil etmiyorlarsa dahil olmayın. Size söylemiyorlarsa sormayın. Sizi davet etmiyorlarsa gitmeyin. İnsanların hayatındaki konumunuzu bilin.”

* Herkesi kurtaramazsınız. Çevrenizdeki herkesin duygusal yükünü taşıyıp kendinizi bundan etkilenmeden korumanız mümkün değildir. Ne kadar çok önemserseniz önemseyin, başkalarının mutluluğu sizin sorumluluğunuz değildir; aksine, bunu böyle gördüğünüzde kendinizi kaçınılmaz olarak yorgunluğa ve hayal kırıklığına sürüklersiniz. Çok fazla önemsemek, zamanla istismar edilmeye de açık hale gelmenize neden olabilir. İnsanlar sizin her zaman yanlarında olduğunuzu, sürekli evet dediğinizi ve her koşulda onları önemsediğinizi gördüklerinde bazıları bunu takdir etmek yerine cepte bir beklenti haline dönüştürür. Ancak acı gerçek şudur: insanları önemsemek, onların da sizi aynı ölçüde önemsediği anlamına gelmez. Bu gerçeği kabullenmek ise çoğu zaman inciticidir. Zamanla sessiz bir kızgınlığa, tükenmişlik hissine ve derin bir duygusal yorgunluğa yol açabilir.

*Duygularınızı ortaya çıktıkları anda işlemezseniz ortadan kaybolmazlar; arka planda birikmeye devam ederler. Onları dışa vurmanın bir yolu olmadığında kendilerini gösterebilmek için herhangi bir bahane ararlar. Bu yüzden, telefonunuzu düşürmek gibi önemsiz bir şey yüzünden ağlamaya başlayabilirsiniz, çünkü mesele yalnızca telefon değildir... Mesele, içinizde biriktirdiğiniz diğer her şeydir.

* Beynimiz tehditlere odaklanacak şekilde evrimleşmiştir; bu atalarımızı tehlikelerden koruyan temel bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Psikologlar bu durumu genellikle “olumsuzluk önyargısı” olarak adlandırır: Beyin, ortada gerçek bir tehdit olmasa bile olumlu deneyimlere kıyasla olumsuz deneyimlere doğal olarak daha fazla ağırlık verir.

* Yapılan araştırma sonuçlarına göre: Gereksiz endişelere ne kadar fazla zihinsel enerji harcanırsa net ve rasyonel kararlar verme kapasitesinin o ölçüde azaldığını göstermektedir. Kaygı, odaklanma yeteneğinizi tüketir ve sizi zihinsel olarak yorar; buna karşın hiçbir gerçek çözüm sunmaz. Örneğin, hayatınızda huzurlu hissettiğiniz bir an ortaya çıktığında beyniniz bu huzurun nasıl bozulabileceğine dair olası senaryoları aşırı biçimde üretmeye başlar. Eğer bu süreçle nasıl başa çıkacağınızı bilmiyorsanız ve bu düşüncelerin yerleşmesine izin verirseniz bilinç dışı düzeyde kendinizi sabote etmeye başlarsınız. Sonuçta, tanıdık olan kaosa geri dönersiniz. 

* Düşünceleriniz yalnızca nasıl hissettiğinizi etkilemekle kalmaz, aynı zamanda gerçekliği algılama biçiminizi de şekillendirir. Zihninizin anlattığı hikayeler, dünyaya baktığınız mercek haline gelir. Bu hikayeler kendi zihninizden çıktığı için çoğu zaman onları doğru kabul edersiniz ve hatta sorgulama gereği bile duymazsınız. Ancak fark edilmesi gereken temel gerçek şudur: Düşünceleriniz, nesnel gerçekliğin kendisi değildir. Beyin, gerçekleri tarafsız biçimde sunan kusursuz bir makine gibi çalışmaz. Aksine korkular, güvensizlikler ve geçmiş deneyimler tarafından biçimlenir. Hızla sonuçlara varır, boşlukları varsayımlarla doldurur ve kimi zaman gerçekte var olmayan sorunlar üretir. Çoğu durumda, olayları olduklarından daha olumsuz algılar; onları gerçekte olduğu haliyle değil, zihninizin ürettiği biçimde görürsünüz.

* Bir gün gelecek, sevdiğiniz şeylerin hiçbirini yapamayacaksınız, çünkü artık burada olmayacaksınız. Aslında bunun için ölümü beklemenize bile gerek yok. Belli bir yaşa geldiğinizde -tabii o yaşa ulaşabilirseniz-fiziksel olarak bunları yapamaz hale geleceksiniz. Çok yaşlanmış olacaksınız; kendi başınıza özgürce yürüyemeyecek, okyanusa atlayamayacak, yeni insanlarla tanışamayacak ya da bu güzel dünyayı keşfedemeyeceksiniz. Bugün sevdiğiniz pek çok insan da artık hayatta olmayacak. Geriye dönüp baktığınızda kendinize ne diyeceksiniz? “Bana mesaj atmayan biri için iki ay boyunca stres yapmanız ne kadar yerindeydi mi? Büyük olasılıkla pişmanlıkla geriye bakacaksınız. Mesele, karşılaştığımız sorunları yok saymak değil, onlara verdiğimiz önemi doğru bir bakış açısına yerleştirmektir.

* Başkalarının duygusal yükünü taşımak yalnızca yorucu değil, aynı zamanda ruhsal ve psikolojik sağlığınız açısından da zararlıdır. Ve kabul etmesi en zor olan kısım şudur: İnsanlar bunu yapmaya devam etmenize izin vereceklerdir. Size gelmeyi, size güvenmeyi ve yüklerini size bırakmayı sürdüreceklerdir... çünkü bunu kabul edeceğinizi bilirler. Bunu ille de kötü niyetli oldukları için yapmazlar; çoğu zaman, sizin bunu onlar için fazlasıyla kolay hale getirmeniz nedeniyle böyle olur. Kendi yüklerini taşımak zorunda kalmazlar, çünkü ihtiyaç bile duymadan önce siz her seferinde devreye girersiniz. Ancak onlar hafiflerken siz giderek ağırlaşırsınız. Onların sorunları sizin omuzlarınıza yerleşir, duyguları sizin enerjinizi tüketir.

* Herkesin yükünü taşımak sizi yalnızca duygusal olarak yormaz, aynı zamanda fiziksel olarak da yıpratır. Araştırmalar, empatiye bağlı aşırı yüklenmenin, vücutta stres etkenlerini bizzat yaşıyormuşsunuz gibi benzer stres tepkilerini tetiklediğini göstermektedir. Vücut, kendi yaşadığınız acı ile başkalarından devraldığınız acı arasında ayrım yapmaz; her iki durumda da aynı stres hormonları zinciri devreye girer. Yeterince uyuduğunuz halde sürekli yorgun hissedersiniz. Bir yerleriniz ağrır, zihniniz bulanıklaşır, bağışıklık siste­miniz zayıflar. Stres, çoğu zaman fark edilmeden birikir ve bir noktada verecek hiçbir şeyiniz kalmaz.

 Asla bir narsisiste karşı kendinizi savunmaya çalışmayın. Onlar, aslında haklı olduğunuzu bilirler, ancak siz bunu kanıtlamaya çalışırken zihinsel olarak yıpranmanızı isterler.

* Yıllarca insanlarla arkadaş olabilirsiniz, ancak onların aslında hiçbir zaman gerçek anlamda arkadaşınız olmadığını fark etmeniz de yıllar alabilir.

* Ego, sizi konfor alanınızda kalmaya ikna eden, risk almak yerine güvenli olanı seçmenin daha doğru olduğunu fısıldayan sestir. Ego, size her zaman haklı olduğunuzu telkin eder ve öğrenmenizi, değişmenizi ya da gelişmenizi istemez. Ego, aynı döngüleri tekrar ederek yerinizde saymanızı amaçlar. Ancak asıl tuzak şudur: Egonun temel amacı sizi mutlu etmek değil, güvende tutmaktır. Bunu yaparken de çoğu zaman sizi olduğunuzdan daha küçük bir alana hapseder. Bilinmeyene adım atmadan önce tereddüt etmenize yol açar ve gerçekte var olmayan bir kontrol yanılsamasına tutunmanızı sağlar. Utançtan, reddedilmekten ya da başarısızlıktan kaçınırsanız her şeyin yoluna gireceğine sizi inandırır.

* Mutluluk, doğası gereği geçicidir. Gelir ve gider. Koşullara, hormonlara, hava durumuna ve kontrolümüz dışındaki sayısız yaşam değişkenine bağlı olarak artar ve azalır. Onu ne kadar çaresizce kovalayarak elde etmeye çalışırsak o kadar bizden uzaklaşıyor gibi görünür. Mutlu anlara ne kadar sıkı tutunursak o kadar hızlı biçimde parmaklarımızın arasından kayıp giderler. Ve bu ulaşılmaz hali durmaksızın kovalarken insan deneyiminin zenginliğini gözden kaçırırız.

* Kendinize kusurlu olabileceğiniz bir alan tanımalısınız. Hata yapmanın insan olmanın doğal bir parçası olduğunu ne kadar içselleştirirseniz hataların üzerinizdeki etkisi de o ölçüde azalır. Küçük bir hata yaptığınızda bir an durup onu gerçekten hissedin; ardından kabul ederek yolunuza devam edin. Bunun dünyanın sonu olmadığını kısa sürede fark edeceksiniz.

* Ve bu yolda keşfettiğim bir başka gerçek daha var: Yeterince zamanımız var. Sürekli acele ettiğimizi, zamanın hızla akıp gittiğini hissetsek de yeni hayallerin peşinden gitmek, yeni deneyimler yaşamak, başarılı olmak ve dönüşmek için aslında yeterli zamana sahibiz. Nelson Mandela'yı düşünün. Yirmi yedi yılını hapiste geçirdi. Yirmi yedi yıl. Bir an durup 27 yıl önce hayatınızda nerede olduğunuzu düşünün. O, sizin bu süre boyunca yaşadığınız tüm anları ve biriktirdiğiniz deneyimleri, bir hücrede geçirdi; özgürce yapabildiğiniz hiçbir şeyi yapamadan.

* Yaşlanmanın ilginç yanı... Görme yeteneğiniz zayıflayabilir, ancak insanların içyüzünü çok daha iyi görebilirsiniz.

Kaynakça

Daniel Chidiac; Her Şeyin Sizi Etkilemesine Son Verin! “Stop Letting Everything Affect You” 

teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

teksaglik.org web sitesi, sizlere daha iyi bir gezinme deneyimi sunmak için çerezler kullanmaktadır.

Bunlar arasında sitenin çalışması için gerekli olan temel çerezlerin yanı sıra, yalnızca anonim istatistiksel amaçlar, konfor ayarları veya kişiselleştirilmiş içerik göstermek için kullanılan diğer çerezler de bulunmaktadır. Hangi kategorilere izin vermek istediğinize kendiniz karar verebilirsiniz. Ayarlarınıza bağlı olarak, web sitesinin tüm işlevlerinin kullanılamayabileceğini lütfen unutmayın.

Tercihleriniz kaydedildi