Prof. Dr. Nesrin Algan'ın Özgeçmişi ve Hayata Bakış Açısı
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın Uzun Özgeçmişi ve Eserleri
Prof. Dr. Nesrin Algan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezunu olup, yüksek lisans ve doktorasını aynı fakültede "Kentleşme ve Çevre Sorunları" alanında tamamlamış akademisyendir. İklim siyaseti, uluslararası çevre hukuku, ekokırım ve denizel çevre politikaları konularında uzmandır.

Akademik ve Profesyonel Geçmiş
Eğitim: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Siyaset ve İdare Bölümü). Yüksek lisans ve doktora dereceleri yine aynı fakültenin Kentleşme ve Çevre Sorunları anabilim dalından alınmıştır.
Kamu Hizmeti: 1984-1998 yılları arasında Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı (daha sonra Çevre Bakanlığı) Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında uzman ve yönetici olarak görev yapmıştır.
Akademik Kariyer: 1998 yılından 2024 yılına kadar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kent, Çevre ve Yerel Yönetim Politikaları Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak dersler vermiş ve araştırmalar yapmıştır.
Uzmanlık Alanları: Çevresel politikalar, denizel çevre politikaları, çevresel güvenlik, uluslararası çevre hukuku, sürdürülebilir gelişme, iklim siyaseti ve ekokırım.
Sivil Toplum: TUDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) gibi kurumlarda çevre ve deniz politikaları üzerine faaliyetler yürütmektedir.
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın akademik çalışmaları, uluslararası çevre hukuku, iklim siyaseti, denizel çevre ve çevresel güvenlik temaları etrafında şekillenmektedir. Akademik literatüre kazandırdığı öne çıkan kitaplar, raporlar ve makaleler şu başlıklar altında toplanmaktadır:
Öne Çıkan Kitapları ve Raporları
Küreselleşme ve Yerelleşme Çağında Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme: AB ve Türkiye Örneği (Ayşegül Mengi ile ortak yazar).
Türkiye'nin Çevre Konusunda Verdiği Sözler (Ayşe Kaya Dündar ile birlikte Türkiye Bilimler Akademisi-TÜBA için hazırlanan, Türkiye'nin uluslararası taahhütlerini inceleyen kaynak rapor).
Akdeniz'de Çevresel Güvenlik (Deniz İşçioğlu ile editörlüğünü üstlendiği kitap)
İklim Siyaseti ve Çevre Etiği Çalışmaları
İklim Etiği: Küresel iklim krizine salt teknik değil, adalet ve etik penceresinden yaklaşan Mülkiye Dergisi makalesi.
Yerel Yönetimlerin İklim Değişikliği ile Mücadelesi ve İyi Uygulama Örnekleri: Kentlerin iklim krizindeki rolünü ve pratik çözüm önerilerini ele alan kitap bölümü.
Kirlilikten Ulusal Güvenliğe: Çevre sorunlarının devletlerin güvenlik politikalarını nasıl dönüştürdüğünü inceleyen çalışması.
Uluslararası Çevre Hukuku ve Deniz Politikaları
Türk Boğazları'nda Çevresel Güvenlik: Boğazlar rejiminin ekolojik riskler üzerinden hukuki ve siyasi analizi.
Deniz Olarak Karadeniz: "Solastalji'nin Eşiğinde": Karadeniz'deki çevre kirliliği ve ekolojik dönüşümün toplumsal etkilerini inceleyen güncel çalışması.
Environmental Security in the Aegean Sea: Ege Denizi'ndeki çevre sorunlarını uluslararası ilişkiler ve güvenlik ikilemi bağlamında ele alan İngilizce yayını.
Prof. Dr. Nesrin Algan, teorik çalışmalarının yanı sıra Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Anlaşması kapsamındaki "30x30 Hedefi" (2030'a kadar doğanın %30'unun korunması) gibi küresel politikaların Türkiye'deki havza planlamalarına (Marmara Denizi ve Asi Havzası gibi) uyarlanmasında aktif olarak rol almaktadır.
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın akademik ve bürokratik kariyerinde en çok ağırlık verdiği iki temel sütun, küresel ölçekte tartışılan ekokırım hukuku ve Türkiye'nin imzaladığı uluslararası çevre sözleşmeleridir.

Bu iki başlık altındaki detaylı analizleri ve yaklaşımları şu şekildedir:
1. Ekokırım (Ecocide) ve Çevresel Güvenlik Yaklaşımı
Algan, ekosistemlerin kasıtlı, yaygın veya uzun vadeli olarak yok edilmesini ifade eden "ekokırım" kavramını Türkiye'de akademik düzeyde ilk çalışan isimlerdendir.
5. Uluslararası Suç Önerisi: Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Roma Statüsünde yer alan dört çekirdek suça (soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu) ekokırımın beşinci suç olarak eklenmesi gerektiğini savunmaktadır.
İnsan Hakları ile Bağı: Çevre tahribatını sadece doğaya verilen bir zarar olarak değil; temiz su, güvenli gıda ve sağlıklı yaşam hakkı gibi temel insan haklarının doğrudan ihlali olarak ele alır.
Yeşil Kriminoloji ve Siyasal Çevrebilim: Danışmanlığını yürüttüğü bilimsel çalışmalarla, doğaya karşı işlenen suçların ceza hukuku kapsamına alınması ve uluslararası yargı mekanizmalarının bu doğrultuda dönüştürülmesi için teorik altyapı sağlamaktadır.
2. Uluslararası Çevre Sözleşmeleri ve Türkiye’nin Taahhütleri
1984-1998 yılları arasında Çevre Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı’nda bizzat görev alan Algan, Türkiye'nin taraf olduğu çok taraflı anlaşmaların hem mutfağında bulunmuş hem de daha sonra bunların akademik analizini yapmıştır.
"Türkiye'nin Çevre Konusunda Verdiği Sözler": Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) için kaleme aldığı bu temel eserde, Türkiye'nin biyoçeşitlilik, sulak alanlar ve denizlerin korunmasına yönelik imzaladığı küresel metinleri incelemiştir. Türkiye'nin uluslararası taahhütleri ile iç hukuktaki uygulamaları arasındaki sapmaları ve uygulama eksikliklerini raporlamıştır.
Ramsar Sözleşmesi Çalışmaları: Özellikle göçmen kuşların yaşam alanı olan sulak alanların korunmasını içeren Ramsar Sözleşmesi'nin Türkiye ve küresel ölçekteki yönetişim mekanizmaları üzerine kapsamlı akademik tezler yürütmüştür.
Sınır Aşan Çevresel Kirlilik: Devletlerin kendi egemenlik alanlarındaki sanayi, nükleer veya deniz taşımacılığı faaliyetleriyle komşu ülkelere ya da ortak denizlere (Karadeniz, Ege ve Akdeniz) zarar vermeme yükümlülüğünü (uluslararası çevre hukukunun temel teamülü) hukuki boyutuyla savunmaktadır.
Nesrin Algan, özetle çevre korumanın devletlerin isteğine bırakılmış diplomatik bir iyi niyet gösterisi değil, uluslararası bağlayıcılığı olan ceza hukukuna tabi bir zorunluluk olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması politikalarına yönelik eleştirileri ve Marmara Denizi ile Türk Boğazları özelindeki ekolojik uyarıları, çevre politikalarının teknik değil, doğrudan bir hak mücadelesi olduğunu ortaya koymaktadır.
Algan'ın bu iki kritik başlığa dair analizleri ve hukuki-siyasi tespitleri şu şekildedir:
1. Paris İklim Anlaşması ve Türkiye Analizi: "Sayılar Değil, Hak Mücadelesi"
Algan, iklim krizini ve uluslararası iklim rejimini salt karbon sayıları ve emisyon azaltım grafiklerine indirgeyen teknik yaklaşıma karşı çıkmaktadır.
İklim Adaleti ve Hak Temelli Yaklaşım: Paris İklim Anlaşması'nı değerlendirirken meselenin sadece devletlerin ekonomik veya endüstriyel dönüşümü olmadığını savunur. İklim krizini; yaşam hakkı, göç, temiz suya erişim ve kent hakları üzerinden bir küresel adalet ve insan hakları sorunu olarak tanımlar.
Sivil Toplumun Karar Mekanizmalarına Katılımı: Uluslararası iklim zirvelerinin (COP) sadece bürokratların yürüttüğü kapalı kapı müzakereleri olmaktan çıkarılması gerektiğini belirtir. Sivil toplumun ve yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde gerçek söz sahibi olmasının, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılmasında kilit rol oynadığını vurgular.
Ekonomik Öncelik Yerine Ekolojik Bütünlük: Türkiye'nin yeşil dönüşüm adımlarını sadece uluslararası fonlara erişim veya ticaret avantajı (örneğin AB Sınırda Karbon Düzenlemesi) için değil, ekosistemin korunması ve gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk olarak atması gerektiğini ifade eder.
2. Marmara Denizi ve Türk Boğazları: "Bir İç Denizin Ekolojik Kırılganlığı"
Algan, Türkiye Barolar Birliği ve çeşitli akademik platformlarda sunduğu "Bir İç Denizin Hikayesi: Marmara Denizi ve Çevre Politikaları" çalışmalarında bu bölgeyi hukuki ve ekolojik bir alarm bölgesi olarak tanımlar.
Ekolojik Benzersizlik ve Hassasiyet: Marmara Denizi'nin, uluslararası kriterlere göre "Ekolojik veya Biyolojik Olarak Önemli Deniz Alanları" niteliklerinin neredeyse tamamını yüksek değerlerle karşıladığını belirtir. Yarı kapalı ve iki tabakalı bu su sisteminin, insan eliyle yaratılan kirliliğe karşı dünyadaki en kırılgan denizlerden biri olduğunu vurgular.
Müsilaj ve Çoklu Baskı Faktörleri: Müsilaj gibi ekolojik felaketlerin bir tesadüf olmadığını; evsel, endüstriyel ve tarımsal atık deşarjları, aşırı avcılık, kıyı dolguları ve iklim krizinin birleşik bir sonucu (çoklu baskı) olduğunu savunur. Mevcut kirletici baskı radikal şekilde azaltılmadan denizin kendini iyileştiremeyeceğini hatırlatır.
Boğazlar ve Tehlikeli Atık Taşımacılığı: Türk Boğazlar Sistemi'nin sadece jeopolitik bir su yolu değil, hassas birer ekolojik koridor olduğunu savunur. Boğazlardan geçen yasal veya yasadışı tehlikeli atık taşımacılığı, mikroplastikler ve deniz çöplerinin yaratacağı bir kazanın, tüm Marmara ve Karadeniz ekosisteminde geri dönülemez bir "ekokırım" yaratacağı uyarısında bulunur.
Uluslararası Hukuk ve Havza Yönetimi: Marmara'nın korunması için uluslararası çevre hukuku araçlarının, bütüncül havza planlamalarının ve sıkı hukuki yaptırımların tavizsiz uygulanması gerektiğini belirtir.
Prof. Dr. Nesrin Algan hem iklim krizinde hem de denizlerin korunmasında devlet merkezli çözümlerin ötesine geçilerek, ekosistem merkezli hukuk ve toplumsal dayanışma modellerinin inşa edilmesini reçete etmektedir.
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın kent çevre politikaları ve yerel yönetimler üzerine yaptığı çalışmalar; şehirleri sadece beton yapılar olarak değil, biyosferin birer parçası ve insan haklarının uygulandığı canlı ekosistemler olarak ele alır.
Algan'ın bu alandaki temel yaklaşımları, eleştirileri ve çözüm önerileri dört ana başlıkta toplanmaktadır:
1. Kent Hakkı ve Çevre Adaleti Bağlamı
Algan, kentsel dönüşüm ve şehirleşme politikalarını sosyal adalet ve insan hakları perspektifinden inceler.
Ekolojik Kent Hakkı: Kent hakkının sadece barınma veya ulaşımdan ibaret olmadığını savunur. Sağlıklı bir çevrede yaşama, temiz havaya, yeşil alanlara ve temiz suya erişim haklarının bu kavramın ayrılmaz birer parçası olduğunu belirtir [Mülkiye Dergisi makaleleri].
Kentsel Rant vs. Ekolojik Kamu Yararı: Kent topraklarının ekonomik bir rant aracı olarak görülmesine karşı çıkar. Şehir planlamasının ekolojik dengeleri, sulak alanları ve tarım arazilerini koruyacak şekilde, kamu yararı gözetilerek yapılması gerektiğini vurgular.
2. Yerel Yönetimlerin İklim Krizi ile Mücadelesi
Uluslararası anlaşmaların (Paris İklim Anlaşması vb.) merkezi hükümetler düzeyinde kalmasını eleştiren Algan, asıl dönüşümün yerelde başlaması gerektiğini savunur.
Uygulama Alanı Olarak Kentler: İklim krizine neden olan emisyonların büyük kısmının şehirlerde üretildiğini, dolayısıyla çözümün de yerel yönetimlerin eliyle üretilmesi gerektiğini belirtir.
Yerel İklim Eylem Planları: Belediyelerin sadece kâğıt üzerinde kalan değil; bütçelendirilmiş, ölçülebilir ve halkın katılımına açık "Yerel İklim Eylem Planları" hazırlamasının hukuki bir zorunluluk haline getirilmesini önerir.
İyi Uygulama Örnekleri: Dünyadan ve Türkiye'den; yenilenebilir enerji kullanan, toplu taşımayı elektrikli hale getiren, yağmur suyu hasadı yapan ve atık yönetimini döngüsel ekonomiye entegre eden belediyelerin model alınmasını savunur.
3. Kentsel Dirençlilik (Resilience) ve Adaptasyon
İklim krizinin ve doğal afetlerin kentsel alanlar üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmak için şehirlerin "dirençli" hale getirilmesi Algan'ın en çok vurguladığı konulardandır.
Altyapının Dönüştürülmesi: Şehir altyapılarının aşırı hava olaylarına (sel, kuraklık, aşırı sıcak dalgaları) dayanıklı hale getirilmesi için yerel yönetimlerin bütçe önceliklerini değiştirmesi gerektiğini ifade eder.
Doğa Tabanlı Çözümler: Betonlaşma yerine "sünger şehirler" (yağmur suyunu emen yeşil alanlar), kentsel koridorlar, dikey bahçeler ve yeşil çatılar gibi doğayı taklit eden mimari ve şehircilik çözümlerini teşvik eder.
4. Katılımcı Yönetişim ve Yerel Demokrasi
Algan’a göre çevre politikalarının başarısı, o kentte yaşayanların karar alma süreçlerine katılmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Çevresel Demokrasi: Kent sakinlerinin, kendi mahallelerini veya şehirlerini etkileyecek büyük projelerde (imar değişiklikleri, sanayi tesisleri, yeşil alan tahsisleri) söz sahibi olması gerektiğini belirtir.
Kent Konseyleri: Kent konseylerinin ve yerel sivil toplum kuruluşlarının (STK) karar mekanizmalarında sadece danışma kurulu olarak kalmamasını, yerel parlamentolar gibi aktif ve bağlayıcı roller üstlenmesini savunur.
Prof. Dr. Nesrin Algan, özetle "Küresel düşün, yerel hareket et" ilkesini hukuki ve idari bir çerçeveye oturtarak, ekolojik krizlerin panzehrinin güçlü ve katılımcı bir yerel yönetim modeli olduğunu ortaya koymaktadır.
Prof. Dr. Nesrin Algan’ın Türkiye’deki kentler için önerdiği veya sivil toplum ve akademi iş birlikleriyle hayata geçirilmesini savunduğu somut "yeşil ve dirençli kent" uygulamaları, şehirlerin betonlaşma baskısından kurtarılıp doğayla uyumlu hale getirilmesini amaçlar.

Türkiye coğrafyasına özgü riskleri (kuraklık, ani seller, ısı adaları) dikkate alan bu somut uygulamalar şu başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Sünger Şehir Uygulamaları ve Yağmur Suyu Hasadı
Türkiye'de özellikle ani sağanak yağışlar sonrası yaşanan kentsel sel baskınlarına ve aynı zamanda yaz aylarındaki kuraklığa karşı en çok önerdiği yöntemdir.
Geçirimli Zeminler: Kent içindeki kaldırım, otopark ve meydanların suyu yeraltına geçiren malzemelerle yapılması.
Yağmur Suyu Hasadı Zorunluluğu: Büyük ölçekli sitelerde, kamu binalarında ve alışveriş merkezlerinde çatı sularının depolanarak yeşil alan sulamasında ve klozetlerde kullanılması. (İzmir ve Ankara'da bazı belediyelerin başlattığı bu uygulamaların ulusal düzeyde yaygınlaşmasını savunmaktadır).
2. Kentsel Isı Adalarına Karşı "Ekolojik Koridorlar"
Beton ve asfalt yoğunluğu nedeniyle şehir merkezlerinin kırsal alanlara göre 3-5 derece daha sıcak olmasına (ısı adası etkisi) karşı somut mekânsal çözümler önerir.
Kesintisiz Yeşil Hatlar: Şehir çeperindeki ormanlık veya doğal alanların, kent merkezindeki parklarla akarsu yatakları veya yeşil akslar yoluyla birbirine bağlanması. Bu koridorlar kentin nefes almasını ve rüzgâr sirkülasyonunu sağlar.
Gaziantep Ekolojik Kent Projesi: Türkiye'de sıfırdan planlanan ekolojik yerleşim alanı örneklerine ve karbon nötr kent hedefli bölgesel planlamalara (Gaziantep örneğinde olduğu gibi) akademik destek ve öneriler sunmuştur.
3. Doğa Tabanlı Çözümler ve Yenilebilir Kent Bahçeleri
Algan, kentlerde sadece "görsel" amaçlı çim alanlar yerine, ekosisteme ve kent halkına doğrudan fayda sağlayan çözümleri teşvik eder.
Kentsel Tarım ve Bostanlar: İstanbul’daki tarihi Yedikule Bostanları gibi alanların korunması ve kent içindeki boş arazilerin mahalle bostanlarına dönüştürülmesi. Bu uygulama hem gıda krizine karşı dirençlilik sağlar hem de toplumsal dayanışmayı artırır.
Yerli ve Az Su Tüketen Bitkiler: Belediyelerin peyzaj çalışmalarında aşırı su tüketen yabancı bitkiler yerine, Anadolu coğrafyasına uygun kurakçıl (ksirofitik) bitkileri ve zeytin, meşe gibi yerli ağaç türlerini kullanması.
4. Havza Bazlı Yerel Yönetim İş Birlikleri
Çevre sorunlarının idari sınır tanımadığını vurgulayan Algan, belediyelerin tek başlarına değil, coğrafi havzalar ölçeğinde birleşmesini savunur.
Marmara Belediyeler Birliği (MBB) Örnekliği: Marmara Denizi'ni çevreleyen tüm yerel yönetimlerin ortak atık su yönetimi, deniz çöpleriyle mücadele ve kentsel dirençlilik planları yapması gerektiğini belirtir ve bu birliklerin akademik kurullarında öneriler geliştirir.
Dere Yataklarının Özgürleştirilmesi: Kent içinden geçen derelerin üzerinin betonla kapatılması yerine, etrafları yeşil alan yapılarak doğal halleriyle kente kazandırılması (Eskişehir Porsuk Çayı örneğinin iklim adaptasyonu boyutunun geliştirilmesi).
5. Yerel Yönetimlerde "İklim Değişikliği Şube Müdürlükleri"
Uygulamaların kurumsallaşması adına bürokratik bir reformu savunmuştur. Türkiye'de birçok büyükşehir belediyesinde "İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlıkları" kurulmasının hukuki ve idari altyapısına, yetiştirdiği öğrenciler ve sunduğu raporlarla öncülük etmiştir.
Kaynakça
Editör Notu: Prof. Dr. Nesrin Algan’ın özgeçmişi Bekir Metin tarafından 02 Haziran 2026 tarihinde hazırlanmıştır.
DSÖ (WHO)
GTÖ (FAO)
UNEP
DHSÖ (WOAH)